son 30 günde en çok ne okundu?

26 Temmuz 2024 Cuma

yeterince büyütülmeyen bir yerli komedi: sağ salim

 


yerli komedilerden bana göre en büyütülmesi gereken durum komedisidir sağ salim, filme dair, filmin hikayesinden bazı detayları sunacağım. filmi izlemek arzunuz var ise önce fragmanı izleyip sonra da filmi izlemenizi, daha sonrasında da bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. filmi baştan sona izlediyseniz gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.

sağ salim filmi genel olarak durum komedisinden oluşuyor. ilk film ve beraberinde ikinci film de durum komedisi. hatta ilk film bana göre bunu daha doğal şekilde yansıtıyor. klasiktir, ilkler genelde çok çok iyi olur, devam filmi, devam filmleri genel olarak ilk film kadar iyi olamaz. bu seride de öyle. sağ salim 2: sil baştan filmi de gayet güzel bana göre, ama ilk filme göre daha bir doğal hava yok gibi geldi bana.

bunun sebebi de aslında baş karakterimiz salim'in artık cinayetlere alışmış olması. ikinci filmde daha bir sıradanlaşıyor bu durum. ilk filmdeki tepkilerini yansıtması çok daha keyifliydi. çünkü kendisi hayatında ilk kez bu durumlar içinde olan bir şahsı canlandırıyordu.

sağ salim filmini nasıl anlatabiliriz, şöyle diyeyim. aslında bir çeşit yerli seri katil de denebilir. yani aslında istem dışı seri katil olmuş biri. tck'ya göre nasıl anlatılır, muhtemelen taksirle öldürme olarak adlandırabiliriz. bu karakterimiz taksirle seri olarak öldürüyor. yani ortada taksirle zincirleme şekilde öldürme olayı da var.

filmin hikayesi şöyle başlıyor, salim karakteri, yaşadığı köydeki muhtarın isteği üzerine sahipsiz bir cenazeyi, vasiyet nedeniyle sivas'a götürüyor. kendisi o sırada henüz ölüden dahi korkan birisi. tek başına, arabasında cenazeyi sivas'a götürmesı olayı da filmin esas durumunu oluşturuyor. yani film hep bu yol üzerinde çeşitli, birbirinden bağımsız karaktelerin bir şekilde salim'e denk gelişi ve salim'in taksirli eylemleri nedeniyle, salim'den nasiplerini alışı olayını anlatıyor. bana kalırsa yerli komedi adına mükemmel bir durum komedisidir sağ salim filmi. karakterler de bana göre çok çok iyi. salim karakteri, nihal karakteri, recai falan çokça iyiler. nihal'in babası olan halit karakteri. yani şöyle söyleyeyim ilk filmde yalnızca sesi telefondan duyulan nihal'in annesinin seslendirmesine kadar filmin detayları bana göre çok çok güzel. seyir zevkini çokça sunan bir komedi filmi.




filme aslında sadece komedi filmi olarak da bakmamak gerek, filmde genel olarak salim'in, tck'ya göre "taksirle öldürdüğü" kişiler genel olarak suç işleyen bir kitleden oluşuyor. bazen salim öldürüyor, bazen dolaylı yoldan öldürüyor. yerli bir seri katil, yerli bir komedi filmindeki muazzam bir seri katil salim karakteri. filmin vizyona girdiği yıl 2012. yani bahsettiğim ilk film. ilk filmden bu yana halen neden yeterince büyütülmedi bilemiyorum. beğeni algımız mı çok değişik emin değilim. bu filmin diğer kaliteli komedilerden eksiği yok, belki de çokça fazlası olduğudan büyütülmemiş olabilir. imdb puanına şuan baktım mesela, puanı beni çok şaşırttı. 6.3 verilmiş bu filme. bu filmin en az 8.5 olması gerekirdi bana göre. şimdi 8.5 diyorum evet ama, gora filmi mesela 8.0 almış imdb'de.

amacım sağ salim filmini gora ile kıyaslamak durumu değil ancak bana göre sağ salim kendi alanında, kendi hikayesinde, gora da kendi anlattığı hikayede çokça başarılı yerli komedi örnekleri. yani gora ne kadar yerli komedide "kült" diyebileceğimz şekilde yerini almış ise, her izlendiğinde güldürebiliyorsa, sağ salim de bu denli "kült" film olmalı, belki bugün belki yıllar sonra bilemiyorum.

sağ salim 12 yıldır yeterince büyütülmedi, yeterince büyütülmesi gereken bir komedi filmi, özellikle de salim karakteri büyütülmesi gereken bir karakter.


25 Temmuz 2024 Perşembe

ceset yakmanın etikliğine dairdir

 



bir insanın ölümünden önceki son arzusunu yerine getirmek bana göre çokça etik, olması gereken bir davranıştır. eğer kişi ölümünden evvel son arzusu olarak cesedinin yakılmasını istemiş ise, olanaklar dahilinde de o kişiyi yakmak gayet onurlu bir davranış olacaktır. tabi bu durum ülkemizde pek mümkün değil, zira ülkemizde kişinin yakılması için gerekli olan "krematoryum" adı verilen cesedin yakıldığı yerler yok. evvelden var mıydı yok muydu bilmiyorum ancak şu an, 25 temmuz 2024 günü yapmış olduğum güncel araştırma sonrasında ülkemizde krematoryum olmadığını öğrenmiş oldum. yani türkiye'de ölmeniz halinde böyle bir isteğiniz var ise muhtemelen cesediniz en yakın krematoryum bulunan yere götürülür ve bu ülkede yakılır diye düşünüyorum, en azından yasal olarak bu şekilde.

ayak işleri dizisini izleyenler bilirler. bir bölümde tam da bu durum anlatılıyor idi. işte ölmeden önce kişi, küllerinin bir yerlere dökülmesini arzu ediyor, ayak işleri dizisindeki esas karakterler de bu kez bu iş için yola koyuluyor falan. tabi legal olmayan, illegal yolu tercih ediyorlar.

bu durumun ülkemizde neden olmadığını da anlamış değilim, yani her insan elbette gömülmek isteyecek diye bir şey yok. kişinin son arzusu neticede, yakılmak da isteyebilir insan. yakılmak da neticede bir arzu. bazı insanlar yaşarken de bir isyan göstergesi olarak kendilerini yakıp bu şekilde intihar edebiliyorlar. yakılmak geçmişten günümüze dek insanlar tarafından gözde olarak görülen bir ölüm seçeneği. belki de bazı legal olmayan kişiler için de bir çeşit cesetten kurtulma yöntemidir, onu bilemiyorum. ama genel olarak ben kişinin ölmeden önceki arzusuna yönelik, ülkemizde de krematoryum olması gerektiğini kesinlikle düşünenlerdenim. yani neden insan kendi ülkesinde yakılamasın ki? neden yakılamasın çünkü gerekli imkanlar ülkemizde yok. peki ölen kişi, en azından son arzu olarak bunu istiyorsa, bu illa ki farklı bir ülkede mi yapılmalı yani? kişi belki özellikle türkiye'de yakılmayı arzu ediyor. yaşadığı topraklarda yakılmak istiyor yani. krematoryum da yok nasıl yakılacak bu insan yahut bu insanlar.

mesela yukarıdaki görsel, assassin's creed revelations isimli oyuna ait. bu görselde kişinin nasıl yakılabildiği de gösteriliyor aslında. gerçi bu yöntemi bazı filmlerde falan da görmüş olabilirsiniz bilmiyorum yahut belgesellerde vs bilemiyorum. bence kişinin yakılması için gayet norma uygun bir yöntem. krematoryum olmayan ülkeler için gayet alternatif bir ceset yakma yolu. en azından ölen kişi de bunu arzu etmiş ise, ölmeden önceki isteği de yerine gelmiş oluyor.

netice olarak yazıyı sonlandırmadan önce ceset yakmayı ölen kişinin son arzusu halinde gayet anlamlı ve norma uygun buluyorum, etik görüyorum. kişi dünyada bazen ve belki de çoğunlukla istediği gibi yaşayamıyor bari en azından cesedine ne yapılması gerektiğine kendisi karar verebilsin değil mi?



20 Temmuz 2024 Cumartesi

mobbing cinayetlerinin artmasına dair

 



ingilizceden dilimize geçmiş olan mobbing sözcüğü anlam olarak türkçede "bezdiri" sözcüğüne karşılık geliyor. peki bezdiri sözcüğüne anlam olarak bakalım neler çıkıyor. dilimizdeki anlamı bu sözcüğü o kadar güzel karşılıyor ki, hemen sözlük.gov.tr'de yazdığı gibi buraya aktarıyorum.

"İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme."

bezdiri, yani ülkemizde de yaygın olarak kullanılan mobbing bu anlama geliyor. sizce yukarıdaki cümlenin bu çağla aslında bir ilgisi var mı?  bana aslında hiç de çağımızın hareketi gibi gelmedi. bu bildiğin eski zamandaki kölelik uygulaması. mobbing işi biraz hafifletiyor, hafifletiyor dememe de bakmayın, insanlar mobbing sebebiyle intihar ediyor. daha geçtiğimiz günlerde yaşandı hatta, benim de zaten bu yazıyı amaçlamam bu olay sonrasında başladı.

bunu yapan kişiler, iş yerinde belli kişilerin amiri olan kişiler, işçilerini sanki kendisi olmazsa hiçbir önemi yokmuşçasına görüyor, gel, git, getir, götür vb. tarzında konuşmalar dahi hoş değilken, bazı amirler var ki iş yerinde aşağılayıcı cümleler kullanarak kişiyi küçük düşürücü ifadeler kullanıyor. bazı insanlar, özellikle de çevredeki insanlar bu baskıya, "bir şey olmaz, amirin sonuçta, tamam de geç." şeklinde basitçe yorumlasa da olay böyle değil. bu baskıya, bu işçiyi köle olarak görmek haline hiç kimsenin hakkı yoktur. orada insan çalışıyorsa eğer aldığı maaş için çalışıyor, keza amir olan kişi de bir şekilde kazandığı para için orada bulunuyor. herkesin maksadı genel anlamıyla para. hatta para boyutuna da geçip şu açıdan bakalım. diyelim ki bir insan meslekte belli bir yılı geçirmiş. diğer yılları gayet huzur içinde geçmiş iken, olur ki amiri değişiyor, yahut kendisinin pozisyonu değişmesi sebebiyle başka bir amirle çalışmak zorunda kalıyor. ve işini çokça seviyor olmasına rağmen yeni amiri kendisini adeta bir köle olarak gördüğünden, dilediği gibi aşağılama, hakaretvari konuşma hakkın kendisinde gördüğünden o kişiye sadece kötü davranmak ile kalmayıp ayrıca o kişinin mesleğine olan ilgisinin de kendisinden koparıp alıyor. yani demem o ki, olay sadece para olayı da olmayabiliyor bazen. para ebette ki günümüzde bir şekilde yaşamımızı devam ettirmek adına önemli bir olay. ancak insanlar paranın beraberinde yaptığı işi de severek yapıyor olabilirler. ancak bu örnekte belirttiğim tarzda olan amir pozisyonundaki kişiler bu gibi insanların mesleğe olan sevgisini de elinden alıyor.

keza mobbing uygulamaları sonrasında bazı insanların sadece mesleğe olan sevgisi elinden alınmıyor, hayata dair eğer yaşama sevinçleri var ise o da ellerinden alınıyor. bu hayatta kaybetmememiz gereken, bizi ayakta tutan en önemli etkenlerden biri de yaşamak eylemine dair bir sevinç hali. bu hal de gittiğinde, insanlar çözüm intihar etmekte bulabiliyorlar. peki soruyorum, buradaki intihar mı sadece? intihar olarak basitleştirmek ne kadar mantıklı? mobbing suç değil midir, bunu intihara sürükleyen kişi yahut kişilerin bu intiharda yahut intihar da demeyelim, dolaylı yoldan cinayet yani. bu cinayette hiç mi etkileri yok. elbettte var, ki zaten en önemli etkenler de mobbing suçunu işleyen kişilerin eylemleri.

mobbing kavramının basitleştirilmesinde, kişinin çalıştığı kurum veya kuruluştaki iş arkadaşlarının da etkisi çok büyük. kişi mobbinge uğradığını belirttiğinde, çevresindeki iş arkadaşları da onu anlamayıp aksine yukarıda da belirttiğim gibi, "amirin işte olur öyle şeyler.", "hata biraz da sende.", "işini daha iyi yaparsan böyle olmaz.", "işine önem vermiyorsun." gibi cümlelerle kişiye daha da kötü etki etmiş oluyorlar. mobbing eylemini yapan ne kadar kötü ve suçlu ise bu suçu hafiflettirmeye çalışanlar da bana göre bu suça ortaklardır. mobbing olayını kaldıranlar olur kaldıramayanlar olur, umursayanlar olur, umursamayanlar olur. ben bunlarla asla ilgilenmiyorum. bir insan bu olayı kaldırabiliyor diye, umursamıyor diye de ona yüklenilmesi olayı o suçu hafifletmez. tekrar tekrar aktarıyorum, bu suç. mobbing suçtur. mobbinge maruz bırakılan kişi intihar etse dahi etmese dahi bu olay suç. şey gibi düşünün ya, bir insanı yaraladığınızda bu suça giriyor mu evet? illa ölmesi gerekmiyor neticede. bu yine suç işlediğinizi, suçlu olduğunuzu gösteriyor. mobbing de böyle, siz her eyleminizde karşı tarafı yaralıyorsunuz, şiddet illa ki fiziksel olacak diye bir durum yok neticede. psikolojik şiddet insanı içten içe ölüme götürebilir. 

bunun etkisi nedir bilmiyorum ancak mobbing olayının daha iyi anlaşılması için bu konuda amirinden çalışanına kadar herkese eğitimler verilmeli diye düşünüyorum. mobbingin suç olduğuna dair amirlere eğitim verilmeli. bu gibi olaylarda mobbinge uğrayan kişiye ne yapması konusunda eğitimler verilmeli. yahut iş yerinde mobbinge uğrayan kişiye nasıl davranılması konusunda iş arkadaşlarına, yani genel olarak iş yerindeki her kişiye ayrı ayrı eğitim verilmeli. kişi mobbinge uğrasın ya da uğramasın, kişi mobbing uygulasın yahut uygulamasın, eğitimin fazlası yoktur diye düşünüyorum, zararı da yoktur. herkes bilinçlenmeli, herkes öğrenmeli. 

ben bunu burada yazıyorum, ha birilerine etki eder mi etmez mi bilmiyorum, ama genel olarak ben bir insanın mobbing sebebiyle öldürüldüğünü öğrenince, evet öldürüldüğünü diyorum çünkü intihar diyerek bunu sadece kişiye asla yükleyemem. bir insanın mobbing seebiyle öldürüldüğünü öğrenince içim acıyor, insanların düşüncesizce beraber çalıştığı insana yahut insanlara davranışlarının ne derece kötü olduğunu bu gibi haberlerden görünce, yahut bizzat denk gelince içim acıyor, kötü oluyorum. bu gibi "mobbing cinayetleri" içimizi acıtmıyorsa, insanlığımızı sorgulamalıyız diye düşünüyorum.


düşünen bir varlık olmanın dayanılmaz zorluğuna dairdir

 


bu yazımın başlığını 15.10.2023 günü saat 19:31'de atmışım. yine eskişehir'de yaşıyor olduğum dönemde yyazmaya karar verdiğim fakat öylece kalan bir yazı.

insan olmanın temelinde düşünmek bulunur, fakat çoğu insan düşünmez, bazısı da düşündüğünü zannettiğinden düşünmez. bazıları var ki genel olarak yaşayış halinin içinde hep düşünmek halindedir. ben bu halimden çok memnun olduğumu söyleyemeyeceğim ancak yaşamak halinin içinde sürekli olarak düşünüyorum, bu oldukça yorucu bir duruma getiriyor beni. herhangi bir haksız eylemi düşünmek durumu, yahut genel olarak aklıma gelen bir konuyu düşünmek, bazı bazı düşündüğümü not almak. gerçekten çok yoruyor.

düşünmek, düşünceli olmak hali nasıl oluyor size şöyle belirteyim. düşünmeyi henüz bilmeyen insanlar adına aktarıyorum. diyelim ki ortada benimsemediğiniz, size uygun gelmeyen, size ters gelen bir düşünce hali var. sizler bu düşünce ve düşünceler dizisine dair anlam verememek halinizi bazen 'dalga geçerek' bazen 'hakaret ederek' bazen 'aşağılayarak' gösterirken ben bunların hiçbirisini yapmıyorum.

bir örnek ile nitelendireyim. ortada herhangi bir filmden hoşlanan bir insan var, film de toplumun birçok kesminde eleştirilen, beğenilmeyen bir film. ancak o insan o filmi çok beğeniyor, çokça seviyor. o filme olan beğeni hissine sahip çıkıyor. şuan toplumumuz ne diyor genelde bu gibi durumlarda, "bunu da izlemezsin", "bunu izleyen kendine insan demesin" vs vs gibi saçma sapan cümleler. anlamsız, manasız, cümle kurmak adına cümle kurulmş olan haller. ben ne diyorum, olabilir, belki filmde kendinden bir şeyler buldu, belki hoşuna giden bir tarafı vardı. yahut sadece sevdi yani, bana ne, beni ne ilgilendirir, izlemiş, sevmiş. olay sadece bu yani. benim üzerime düşmez bunun eleştirisini yapmak.

düşünceli olmak anlamında düşünmek, buradaki farkı anlamlandırmaktan geçiyor. birinin yaptığı bir eylemden ben zarar görüyor muyum, hayır. o yaptığı eylem sadece onu ilgilendiren bir eylem mi, evet. o halde benim bu durumda, onun yaptığı eyleme karışma hakkım yoktur.

ha benim durumum biraz daha farklı çünkü sadece olay burada kalsa yine kolay ama ben daha farklı boyutlarda gece gündüz, çalışırken vs hemen hemen her durumda düşünüyorum. yoruluyorum. ben ve benim gibi bu şekilde 7-24 düşünmek halinde olan insanların hayatı dayanılmaz zorluktadır, bilenler bilirler. özellikle de böye "düşünceli olmak anlamında düşünemeyen" insanları çokça barındıran güzel ülkemde bu denli düşünen bir varlık olmak, dayanılmaz çokça dayanılmaz zor.


18 Temmuz 2024 Perşembe

Türkiye'ye göre çokça kalifiye birey olduğum gerçeği




blog sitemde 7 yıldır sizlere mümkün oldukça çeşitli konulardaki düşüncelerimi aktardım ve geçtiğimiz ay itibariyle blog sitemde girmiş olduğum 8. yılda da buna devam ediyorum. bu yazımda daha çok kendimi aktarmak istedim. başlıkta belirttiğim üzere Türkiye'ye göre oldukça kalifiye bireyim, çünkü Türkiye genel anlamıyla ortadoğu ülkesi. ne yapsak ne etsek de durum bu, ülkenin hangi kesiminde bulunuyorsanız bulunu her insan biraz biraz ortadoğu barındırıyor içinde. yanlış anlaşılmasın, ben kesinlikle diyemem ki Türkiye'deki en kalifiye bireyim, asla. beni tanıyın, düşüncelerimi kavrayın, ondan sonra buna siz karar verin. ben sadece Türkiye'ye göre genel itibariyle kalifiye olduğumu söylüyorum. bu asla kendimi övmek için söylediğim bir şey değil. bu yazı içerisinde kendi yazılarımdan örnekler vererek durumu açıklayacağım yer yer. bu şimdi bahsettiğim konuyu da en iyi anlatan yazım, kendini bilmenin dışa vurumu ego mudur? isimli yazımdır. bu yazımı okuduysanız yahut okuyacak olursanız, buradan sonraki yazının devamını da daha iyi anlayabileceksiniz diye umut ediyorum. zira öncelikle önemli olan iletişim, iletişim olmaz ise, benim ve beni okuyan okuyucu arasında bir sağlıklı iletişim sağlanmaz ise o halde bu yazıyı okuyana anlatmak istediğim durum geçmemiş olur. ben egoist de olurum, megaloman da olurum daha başka niteliklere de sahip olurum sizin gözünüzde, yani beni yanlış anlayan ve anlayanların gözünde öyle olurum. ki yeri geldiğinde kendime dair megaloman olduğuma dair bir eleştiri de aldım. bunu asla kabul etmiyorum, ama olabilir belki kendimi yanlış yansıtmışımdır. o sebeple karşıdaki insanı elbette gereksiz ve yersiz eleştiremem. zira dediğim gibi ben kalifiye bireyim bu ülkeye göre. elbette ki anlaşılmayacağım elbetet ki eleştirileceğim, önemli olan benim sahip olduğum, yönlendirdiğm tavrımın sakin olması olayı. beni buraya kadar anladınız diye varsayıyorum, şimdi de şuna değineceğim. herhangi birinin bana şöyle bir soru yönlendirebileceğini varsayıyorum.

herhangi birine dair herhangi bir soru: madem Türkiye'ye göre çok kalifiye olduğunu düşünüyorsun o halde neden halen Türkiye'de yaşamaktasın?

evet, güzel bir soru. beklenen bir soru olurdu. tamam, ben Türkiye'ye göre çokça kalifiye olduğumu düşünüyorum evet, ama bu demek değildir ki benim başka bir ülkede yaşamak arzum var yahut ülkemi sevmemeye dair bir arzum yok ki. yine bir yazımdan örnek vereceğim, o yazımda küçük iskender'in bir şiirine dair yorumlama yapmıştım, çok da severim. blog sitemde de son 1 yılda en çok okunan yazıdır aynı zamanda. yazımı zamanında sizlere, küçük iskender'in balkon değiştrmekten kastı neydi? başlığı altında sunmuştum. burada küçük iskender bana göre balkon değiştirmekle ülke değiştirmeyi kastediyor, keza şiirinde de bunu "kültür mozaiği sğmıyor, hümanizm sığmıyor, özgürlük sığmıyor!" şeklinde bahsediyordu Türkiye'den. evet, katılıyorum durum halen böyle. halen bu ve birçok şey bu balkona, bu ülkeye sığmıyor. ama benim balkon değiştirmek kastım maksimum şehir olarak var, o da neresi, benim için Eskişehr. ben Eskişehir'i çokça seven ve hayatımın büyük kısmını orada yaşamak arzusunda olan biriyim. benim için Eskişehir balkonu yetiyor, Eskişehir balkonu demişken de, oradaki balkonlar da gerçekten küçük, Fransız balkonu. hava alabiliyorsunuz sadece, ancak hoş yani, yeterli. mühim olan da bir hava almak bence daraldığında. şiire yeniden geleyim, iskender diyor ki "yaşadığın yeri arzuladığın yere benzetmeye çalışma!" hah. benim de öyle bir derdim yok zaten. tamam kalifiye olabilirim, ki kalifiye olma durumum genel olarak ne Eskişehir ile ne de başka ülkemizdeki gelişmiş şehirle kıyaslanabilir düzeyde bana göre. ancak benim kendimi tamamen özgür hissetmek gibi bir arzum yok. çünkü ben gerçek bir, tam olarak özgür yaşanabilir durumuna inanmıyorum, böyle bir şeyin gerçek olabileceği düşüncesini de pek gerçekçi bulmuyorum. özetle cevaplamam gerekirse, evet kalifiyeyim, ama yaşadığım yeri değiştirmek arzum yok. bu konuyu da daha iyi anlamak için, bu şiiri yorumladığım yukarıda bağlantısını bıraktığım yazıyı okuyabilirsiniz.


bu konuyu okuyan okur muhtemelen benim diğer yazılarımdan nasiplenmemiş ise, soracaktır. hangi davranışımla yahut neden dolayı kalifiye olduğumu söylediğimi merak ediyor olabilir. kalifiyeyim çünkü, bu ülkedeki toplumun genel anlayışına göre olaylara daha muasır bakabiliyorum. lgbti+ bireylere onları anlayarak bakabiliyorum, insanların yönelimine göre karşıdaki insanın da arzusu dahilinde beraber cinsel anlamda bir şeyler yaşayabilecekleri düşüncelerini onaylıyorum. elbette ki insanlar mutlu olacakları kişi ve kişilerle beraber olmalılar. evet kişilerle. bir insanın hayatı boyunca bir insana bağlı kalarak yaşamak arzusunu da doğru bulmuyorum. bunu da yine, cinsel ilişki devrimi başlığı altında anlattım. insanlar evleniyorlar ve hayatları boyunca tek bir kişiye bağlı yaşamaya çalışıyorlar, buna zorunda gibi hissediyorlar kendilerini, bazılar ise kendini kandırıyor, belki de büyük bir çoğunluk kendisini kandırıyor bilemiyorum. bir erkek kendisini tatmin eden birden fazla insanla olabilir, bir kadın da aynı şekilde kendisini tatmin eden birdan fazla insanla aynı zamanlarda yahut farklı zamanlarda birlikte olabilir. bunlar artık aşılması gereken, olağan, norma uygun durumlardır. bizler toplum olarak çok meraklı, ama özellikle de bomboş şeylere merakı olan insanlarız ne yazık ki. ünlü insanların kaset olaylarında da bu merakımızı o kadar saçma şekilde gözler önüne seriyoruz ki. daha geçtiğimiz gün olan olay mesela. isim yahut isimler kullanmayacağım. olay velev ki oldu velev ki olmadı. yetişkin bir insanın başka bir yetişkin olan insan ile gayet iradeleri dahilinde birlikte olmalarından kime ne, size ne? neden böylece ortaya atılan bir videoyu izleme gereği hissediyorsunuz? biz toplum olarak hani cinselliğe çok kapalı, bunu ayıp olarak görür, özellikle de kalabalık ortamlarda böyle şeyler konuşmazdık hani. yok hiç de öyle değil, gayet de toplum olarak insanların cinsel hayatını dehşet biçimde merak ediyoruz. hele ki toplum önünde adı sanı duyulan bir insan biriyle cinsel ilişkiey girince. velev ki hemcinsiyle velev ki karşı cinsle girdi. hemen sanki çok anormal durummuşçasına, aaa nasıl sevişir, nasıl ilişkiye girer. yok midem bulandı cart curt. güzel insan, sayın mükemmel okumuş görmüş bilmem ne yaşamış insan, sana kim izle dedi bunu? zaten neden izledin yani? başka iki insanın kendilerinden izinsiz olarak yayılanmış bir içeriği. ha şimdi olayın doğrusunu bilemem belki montaj belki değil ben sadece olaayın gerçek boyutta olması halindeki yapılması gerekeni söylüyorum. neden ya, neden böyle bir şeyi izliyorsunuz zaten, bu ne kadar etik? işte ben mesela böyle bir içeriği izlemiyorum, çünkü Türkiye'ye göre kalifiye bireyim. benim genel olarak böyle bir durum yaşanmışsa da bunu eleştirmeye hakkım yok çünkü beni ilgilendirmeyen durum, beni ilgilendirmeyen konularda da boş boş yorumlar yapamam, çünkü yine üzerine basa basa söylemek istiyorum, gerek düşünce anlayışım, gerek yaşamı, hayatı anlamlandırma halimle bu ülkeye göre oldukçe fana halde kalifiyeyim.


insanların özel hayatına müdahale etme hakkını kendimde bulundurmayacak kadar muasırım. çünkü yok yani arkadaşlar yok, yani herhangi ik insanın ya da birdan fazla insanın bir araya gelerek birbirinden mutlu olma halleri beni asla ilgilendirmez, kimseyi de ilgilendirmez. merak duygunuzu sizi daha çok muasırlaştırabilecek, daha çok birey haline getirecek alanlarda geliştirseniz emin olun ki çok büyük çoğunluğunuz o zaman bu gibi durumlara yorum yapma gereği dahi duymayacak. ancak bu ve bu gibi olaylar öyle bomboş şekilde medyatik oluyor ki, benim de burada doğru ve yanlışı siz insanlara açıklama ihtiyacım doğuyor. çünkü düşünüyorum, sürekli düşünmek halindeyim ve bilgimi eğer yansıtamazsam sunamazsam, beynimin içinde büyük bir birikinti haline geliyor, artık beni çokça yoruyor. hayattan soğutuyor, yaşamaktan soğutuyor. ben yeterince zaten birçok şeyden soğumuş bireyim. hemen hemen birçok şeyden soğudum, soğumaya da devam ediyorum. keşke ülke insanım her konuda söz hakkı sahibi olmadığı gerçeğini anlayabilse, o zaman kimse kimsenin hayatına da yersizce müdahale etmezdi. kadınlar istediği zaman diliminde istediği gibi çıkar, acaba tacize uğraacak mıyım gibi düşünlcere girişmezdi. ama bunu maalesef ki kadınlar da yapıyor, bu son bahsettiğim medyatik olayda cinsiyet ayırt etmeksizin her insan yerli yersiz hiç alakasız şekilde eleştiriler yağdırmışlar. asıl bunu kadınların yapmasını istemezdim yani. ama maalesef ki yapıldı, yapılmaya de devam ediliyor. insanlar nerede nasıl davranacağını bilmediği için biz ülke olarak gelişimimizi daha iyi şekilde sağlayamıyoruz.

böyle bir ülkede bu düşünce yapısıyla kalifiye olmam sizce de normal değil mi, aşikar değil mi, durum ve olay bu değil mi? apaçık ortada olan bir gerçeği yazıyor olmam ego değil, yalnızca kendimi biliyor olduğum gerçeğidir.

saygı ve sevgiyle.