son 30 günde en çok ne okundu?

sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2023 Perşembe

Görevimiz Tehlike'nin 7. Filmine Neden GİTMEK İSTİYORUM? / GİDECEĞİM? / GİTMELİYİM?



hoş geldin, çokça değerli ve kıymetli okurum. 

dilersen yazımı okumadan önce ilk olarak yukarıdaki fragmanı izle. neden gitmeliyim sorusunun cevabı bu fragmanda mevcut, hatta sadece bu fragman da değil, youtube ile bu filmin yapım aşamalarını izleyecek olursak, 60 yaşındaki Tom Cruise isimli harika şahsiyetin, motosikletten atlayış sahnesinin gerçek olduğunu göreceksiniz. 

bu şahsiyet, bu pek kıymetli, harika oyuncu her filmde bu gibi aksiyonlara gerçek manada girmekte, bundan evvelki filmde yanlış hatırlamıyorsam bacağından yara almıştı, bir atlayış sahnesinde. zannediyorum ki filmleri ile gerçekten aksiyonun tadını bizlere yaşatmak istiyor, ya da belki de adrenalin yaşamayı çokça seven bir oyuncudur.

bu filmi çıktığı ilk sıralar sinemada izlemek için elimden geleni yapacağım, size de tavsiye ediyorum, serinin 4. filminden itibaren toplamda 3 film izledim, bu da 7. filmi olacak. 4-5 ve 6. filmleri çok çok beğenmiştim. bu filmi de çokça beğeneceğimi arzu ediyorum.

beni bu filmde en çok içine çeken durum da, Tom Cruise'un bu filmdeki sahnelerin birçoğunu bizzat dublör kullanmadan çektiğini görebiliyor olmak, bu harika ve filmi daha anlamlı hale getiriyor. pek tabii daha heyecanlı.

benim gibi sinemada izleyecek olan kişilere iyi seyirler diliyorum.

17 Kasım 2019 Pazar

CİNAYET SÜSÜ neden MÜKEMMEL OLDU



Ali ATAY isimli muazzam sanatçı şahsiyete ait üçüncü sinema filmi. en azından benim bildiğim kadarıyla açığa çıkan filmleri üç tane. limonata, ölümlü dünya ve en son olarak cinayet süsü.

bu filme dair, filmi eskişehir, espark avm'de gece seansında izlemiş biri olarak, salonun kahkaha istatistiğini söylesem dahi bu filmin bizlere ne kadar büyük ölçüde kalite sunduğunu anlamanız zor olmaz. filmi en arkadan daha geniş bir bakış açısı ile izlemeye gayret gösterdim. gece vaktinin bana sağladığı huzur, beraberinde bunu kendi karakterim ve sanata olan bak açımı da katarsak, filmi tek izleyişte gayet sevdiğimi belirtebilirim.

ben kesinlikle filmi izlemeden önce tat kaçıracak, filmin size vereceği o muazzam büyüsünü bozacak tarzda bir bilgi sunmayacağım. (evet, spoiler kullanmayı tercih etmiyorum) hatta bizzat filmin yapım şirketi taff pictures tarafından yayınlanan sahneleri dahi izlemenizi tavsiye etmem, çünkü bana kalırsa film bir bütünlüktür ve bu bütünlüğü bozacak bir sahneyi önceden izlemek, filmi izlediğiniz anda vereceğiniz reaksiyonu BÜYÜK ORANDA etkiler.

reaksiyon
* Tepki, aksülâmel. * Tepkime.

tepkime
* Tepkimek işi. * Birbirini etkileyen maddeler arasında ortaya çıkan olay, reaksiyon.

filmin türü "komedi/polisiye" şeklinde yer alıyor. ancak işin gerek komedi kısmı ülkemizin mevcut komedi filmlerine uzaktan yakından benzememekle beraber gerekse polisiye kısmı şimdiki polisiye olarak kendisini bize yansıtan ülkemizin muazzam derecede harika(?) olan filmleri ve dizilerine kıyasla alakasız derecede mükemmel. bu benim kendi yorumum, mükemmellik bir görecelik olduğundan, kişiden kişiye, izlenimden izlenime değişim elbette gösterecektir. ama ben yalnızca, ülkemiz açısından benzer türdeki filmlerle kıyaslıyorum ve bu kıyaslamada gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri olduğuna inanıyorum. yani tür açısından bir yorum yapmak gerekirse, özetle gerek komedi gerek polisiye anlamında bize mükemmel bir film yansıtıyorlar. hatta şunu belirtmek isterim, film genel manada, polisiye türü kısmı ile sizi sanki yalnızca bir film değil de içine çeken sürükleyici bir polisiye romanın sayfalarına götürüyor. filmi izleyince bu dediğimi daha da net anlayacaksınızdır diye düşünüyorum.

kullanılan müzikleri de gayet beğendim. hani öyle çok harika, olağanüstü diyemem elbette. zaten bu film beni diğer birçok açıdan yeterince tatmin ettiğinden çok da farklı müzik aramadım. gayet sahnelerde, sahnenin akışına uygun müzikler seçildiğini gözlemledim.

oyunculuklardan söz etmek gerekirse, filmde şu karakter çok iyi oynadı dersem bence bu filmin diğer karakterlerine haksızlık etmiş olurum. gerek feyyaz yiğit, gerek cengiz bozkurt, gerek binnur kaya ki rolünü muazzam şekilde yerine getirmişti. keza uğur yücel de gayet mükemmeldi. ki bununla birlikte filmde bulunan yan karakterler dahi işini muazzam yapmıştı. yan karakterlerde ben genel olarak bu kadar doğallığa önem verildiğini görmedim birçok izlediğim filmde. ancak bu filmde yan karakterler bile gayet iyiydi bu açıdan.

bir diğer konuya geçmek istiyorum. filmde evet küfürlü sahneler var, bakın ben şahsen gerek kendi yaşantımda gerek de izlediğim filmlerde küfürlü sahnelerden pek memnun kalan biri değilim. çünkü genelde küfürü çoğu insan hem gerekli gereksiz kullanıyor. hem de özellikle komedi filmlerinde bu artık çok sıradan ve yapmacık biçimde kullanılır halde. ancak cinayet süsü filminde kullanılan küfürler dahi olayın akışına uygun şekilde seçilmiş. yani, evet şu sahnede devamlı küfürlü konuşmalar ekleyelim de seyirci kesin olarak gülsün değil de; şu sahnede olayın akışına yönelik şu küfürleri yerleştirirsek hem absürt kaçmaz hem de seyirciyi bu açıdan güldürmeyi başarabiliriz, şeklinde düşünülerek yapıldığına inanıyorum. ki ben gerçekten küfürden nefret eden biri olarak bunu söylüyorum, kullanılan küfürler bana çok da yapmacık ve gereksiz gelmedi. olayın akışında açıkçası bulunmasa gerekli olan küfürlerdi biraz da, çünkü bu artık gerçek anlamda hayatın içinde olan bir eylem.

son adıma geçmeden önce filmin hikayesini ve vermiş olduğu mesajı değerlendirmem gerekirse, benim açıkçası en etkilendiğim ve harika bulduğum kısımlardan biriydi. bana sorarsanız, gerçekten kaliteli bir hikaye de arıyorsanız, bu filmi özellikle tavsiye ederim, ki ben bu filme gülme kısmını da geçtim bakın, gerçekten çokça güldüm, ama gülme kısmı dışında yalnızca o filmde bize verilmiş olan mesaj için bile tekrar gitmek istiyorum. yani bir defa gittim, ki ben bir filme sinemada iki kere gitmeyi düşünen biri değilim genel anlamda. ancak bu filme gerçekten ikinci defa gitmek istiyorum. çünkü hikayesi bana göre çok iyiydi, geliştirilebilir mi derseniz, elbette bu hayatta mükemmel olan şeyi dahi geliştirebilirsiniz, o yüzden her iyi film ne kadar iyiyse de geliştirilmeye açıktır bana göre. bu film de her ne kadar benim gözümde çok kaliteli olsa da, elbette geliştirilebilirdi.

son adımda şöyle bir şey yapmak istiyorum. filmin fragmanını izlediniz mi bilemiyorum, muhtemelen izlemiş olduğunuzu varsayıyorum, fakat eğer izlemediyseniz ve gerçekten kaliteli bir film olduğuna inancınız tam ise, Ali ATAY'ın tarzını ve diğer iki filmini de beğendiyseniz (ki ben henüz limonata isimli filmini izlemedim) altta filmin yalnızca özet kısmını okuyarak filme gitmenizi tavsiye ederim. bunu söylememin tek sebebi yukarıda da belirttiğim gibi, filme dair tek bir sahne bile, filmi izlerken alacağımız reaksiyonu etkiliyor. bu sebeple, aşağıya filmin özetini bırakıyorum.


  • "Cinayet Süsü, gizemli bir seri katil vakasını çözmeye çalışan cinayet büro ekibinin maceralarını konu ediyor. Başkomiser Emin, komiser Salih, komiser Asuman ve komiser yardımcısı Alaattin'den oluşan Cinayet Büro ekibi ilginç bir vaka ile karşı karşıyadır. Birbiri ardına işlenen cinayetleri araştıran ekip, hiçbir delil ve ipucuna ulaşamaz. Cinayetlerin gittikçe artması, basının ve halkın olayla fazlasıyla igilenmesi, buna rağmen ekibin hiçbir ilerleme katedememesi Başkomiser Emin ve arkadaşları üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Bu sırada Emniyet Genel Müdürü, davanın çözümünde yardımcı olması için “suç uzmanı” Dizdar Koşu'yu Emin'in ekibine atar. Üzerlerindeki baskıdan dolayı iyice ezilen Emin ve ekibi, karşılaştıkları en tuhaf seri cinayet zincirini çözebilmek için her yönteme başvurur. Bu kedi fare oyununda katili mi pes edecektir yoksa polisler mi?"

filmin özeti yukarıda bulunduğu gibi. ben filmi beğendim, çok da kaliteli buldum. Limonata filmini izlemedim, fakat Ali ATAY'ın diğer filmi olan Ölümlü Dünya ile kıyaslarsam, ki o filmi de çok iyi bulmuştum. Bu film ondan birkaç adım daha ileride diye düşünüyorum. elbette ikisi farklı alanlarda iyi, doğallık anlamında ben Ölümlü Dünya filmini şahsen çok daha iyi buluyorum. Ancak genel olarak iki filmi kıyaslayınca Cinayet Süsü filmini birkaç adım daha ileride buluyorum. Bu sebeple Ölümlü Dünya filmini beğendiyseniz, Cinayet Süsü filmini de izlemenizi tavsiye ederim.

son olarak belirttiğim üzere, eğer fragmanı izlemediyseniz, benden küçük tavsiye, fragmanı izlemeden yukarıdaki özetle yetinmenizi tavsiye ederim. filmden daha çok keyif alacağınızı düşünüyorum.

mutlulukla kalın.

2 Haziran 2018 Cumartesi

sanat nedir, nasıl yapılır ve birkaç sanat önerileri

eğer aradaki iki şiirimi saymazsak, ki şiirin kategorisini ayrı gördüğümden ben saymamayı tercih ediyorum, 3 ağustos 2017 tarihinden sonraki ilk yazım olacak.

sanat nedir sorusunun cevabını ben vermeyeceğim, nasıl yapılır sorusunun cevabını da aynı zamanda ben vermeyeceğim. fakat birkaç önerdiğim sanat önerileri ile sizlere bunları sunmak istiyorum.

tdk böyle diyor mesela;
"Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım"

buradan da anlıyoruz ki, sanat belli bir uygarlığa ve topluluğa hitap ediyor, sizce doğru mu? hadi biraz bu anlama değinelim. 

belli bir uygarlık veya topluluk, peki bunu belli bir uygarlık veya toplum yerine belli bir düşünce yapısı olarak değiştirsek nasıl olur? ki doğrusu da bu olmaz mı? bunu anlamak açıkçası çok kolay youtube'a girin. herhangi bir video açın, sanatsal bir video. yorumlardan anlayacaksınız. bir kısım bunun sanat olmadığını söylüyor, diğer kısım ise gerçek sanatın bu olduğunu savunuyor. madem sanat aslında kişiden kişiye göre değişiklik gösteriyor, peki o zaman sadece düşünceden mi ibaret?

aslında sanat, kişiye hitap ediyor diyelim. yani; ben tiyatroya gitmekten zevk alırım fakat sen almayabilirsin öyle değil mi? sana göre sanat bile değildir hatta, bu senin görüşün evet. ama onlara hakaret edemezsin, bu işin ayrı boyutu. onlar orada görevini icra eden kişiler. onlar orada kendilerinin belirttiği şekilde "sanat yapmak" için bulunuyorlar. 

belli bir gruba ayırmak gerekirse, bir şehirdeki tiyatrocular yaptıklarına sanat, tiyatroyu sevmeyenler sanat olmadığını vurguluyor ve sevenler ise bunu yüceltiyor. işi yapanlarla beraber 2-1 olduğunu göre bunun sanat olduğunu söylemek mi gerek?

ilk insandan beri bu tür şeylerle uğraşılıyordu, fakat onlar buna sanat demiyorlardı pek. taşları yonttular kimi tabak yaptı, kimi kaşık, kimi bir tekerlek, kimi heykel. kaşık ve tabak yemek yemeye yarayan bir araç oldu. tekerlek ulaşımı sağlıyor. heykel? ona da sanat dendi işte. ama o zamanlar buna isim bulunamamıştı işte, sonraları bunun sanat olduğu vurgulandı. hayal gücünden çıktığı ileri sürüldü. bana kalırsa hepsi sanat? onlar da bunu hayal gücüyle yaptı değil mi?

heykeli yapan kişi de belki tabağın veya kaşığın sanat olmadığını savunmuştu, ki muhtemelen öyle olmuştur diye düşünüyorum...

evet biraz uzaklara gittik, hatta çok çok uzaklara, bunun farkındayım elbette. sadece sanat ile ilgili küçük bir görüş sunmak istedim. buraya kadar eğer dediklerimi toparlarsak, sanatın belli bir uygarlıkla ilgili değil de belli bir düşünce yapısı ile ilgili olduğu düşüncesine geldik. düşünceler her zaman farklıdır sonuçta değil mi?

şimdi tdk'nın bir diğer tanımı;
 "Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık"

ah, ne kadar hoş değil mi. "üstün yaratıcılık". bu tanımı gerçekten sevdim. sanat olması için, burada bize sunulana göre şunlar gerekiyor; "duygu, tasarı, güzellik" ve daha birçok şey...

bunun temelinde de güzellik konulmuş. peki güzellik nedir mesela, her sanat güzel midir? kanlı bir sanat olamaz mı? quentin tarantino ile ilgili yazımı okuduysanız ve ek olarak onun filmlerini izlediyseniz göreceksiniz ki, kanlar içinde bir film var. gerçekten öyle. ama bu filmin veya oradaki sanatın kötü olduğu anlamına gelmiyor. aksine bu adam her filminde hemen hemen birden fazla ödül alıyor. kanlı bir sanat, demek kanın içinde de güzelliği sunabiliyoruz.

sanat nedir sorusuna birden fazla cevap verebiliriz açıkçası, çünkü gerçekten sınırları çok geniş, hatta bir sınır koymak bile yanlış olur. bir ayakkabı tamircisinin yaptığı şeye kadar her şey sanattır, benim bakış açımda bu böyledir, çünkü o orada kendi işini güzellikle sunmak isteyen biri.

sanatın tanımına her ne derseniz deyin? kanlı sahneler, güzeli anlatmak, doğruyu anlatmak, bir sevişme sahnesi vs. herhangi bir şekilde ortaya bir sanat çıkarabilirsiniz. ama ben burada bu küçük yazımı, birkaç sanatsal video ile sonlandıracağım.



mesela bu bir sanatsal devrimdir.


bu da sanatsal bir devrimdir.



ve şahsiyet dizisi de öyle...

2 Haziran 2017 Cuma

torrentten ne indirilmeli? acayip bir başlık

şunu söylemeliyim ki, ben filmleri genel olarak sinemada izleyen biriyim, imkanım oldukça. ama bunu biliyoruz ki torrent şuan oldukça fazla kullanılan bir uygulama. böyle bir gerçek var madem, neler indirilmeli konusunda bir şeyler söyleyeyim.

geçtiğimiz aylarda çıkan bir film üzerine konuşacağım sadece. john wick chapter two.

bana göre ilk filmi oldukça fazla geride bırakan bir film gerek aksiyon gerek ise yakın dövüş sahneleri olarak. gerek hikaye olarak gerçekten çok beğendim. keanu abimiz harika bir iş çıkarmış bu filmde de.

e zaten fragmanları da izlemişseniz göreceksinizdir ki, gerçekten izlenilesi bir film. sinemada izlediğime hiç pişman değilm. cebimde iyi bir para olsa yine gidip sinemada izlemek isterim bu filmi. aksiyondan yana beni fazlasıyla tatmin etti. genellikle seri filmlerde. ilk filmin ötesine geçmek kolay değildir. onu yaşatabilmek. çünkü ilkler her zaman güzeldir, kalitelidir. bir efsanenin başlangıcıdır.

fragmanda izlerken evet diyordum bu film ilk filme göre daha aksiyonlu görünüyor, ama elbette içimde şüphe vardı ya. hani nasıl desem ya böyle görünüyor ama ubisoft oyun tanıtımları gibi sadece tanıtımda kalmasın her şey. ama gerçekten öyle değil. tanıtımda kalmıyor. sahneler, sahnedeki diyaloglar. tamamıyla efsane, defalarca izlenebilecek bir film.

hatta fragmanı izlemediyseniz bu inceleme arasında şu fragman da bir bakın derim. Küçük bir tv tanıtımı.

Fragmanda müzik ahengi ve sahneler gerçekten harika. Bu fragman sizi eminim ki filmle ilgili daha da heyecanlandıracaktır. Kısa da olsa.

Nerede kalmıştık, aksiyonu bol film. Sonrasında fragmanlarda gördüğümüz gibi Matrix'ten, Morpheus karakterini canlandıran abimiz de bu filmde. Ben bu iki karakteri de gerçekten seviyorum. Gerek Keanu gerekse Laurance, hani böyle nasıl desem. Prison Break dizisindeki Michael ve Lincoln gibi sıkı karakterler. İkisi beraber olunca güzel işler çıkıyor.

Bu filmde de Lauranca yani namı diğer Morpheus çok görünmese de gerçekten bulunması seriye güzellikler katmış.

Ben filmden fazla konuşmayı sevmem. Aksiyonu bol. Sahneler gayet iyi çekilmiş, kamera açıları olsun. Zaten aksiyonla başlayan bir film. Müzikleri, yakın dövüş sahneleri, Keanu abimizin silah kullanmadaki ustalığı falan. Ki bununla ilgili de zaten aldığı eğitimi gösteren video vardı.


Daha uzun versiyonları da mevcut. Ya gerçekten çok kaliteli bir oyuncu bak böyle yazınca, bu günlerde yine izleyeyim ben bu filmi içimden geldi. İzlemediyseniz ne yapıp edin izleyin derim. İlk filmi izleyip sevdiyseniz bu filme bayılabilirsiniz...