son 30 günde en çok ne okundu?

anlamsızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anlamsızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2026 Pazartesi

yaşamak eyleminin çok da matah olmayışı

 



en başta belirtmek isterim ki bu yazının başlığını 15.03.2023 tarihinde yazmışım, hatta ne denli doğrudur bilmem saat olarak da 23:54'te. bir anda zihnime bu yazıya devam etme daha doğrusu başlama isteği geldi.

bu defa bu yazımda yaşamak eyleminin çok da matah olmayışı üzerine bir şeyler söylemek istiyorum, bununla bağlantılı olarak da bu yazımda arthur schopenhauer'un sarkacından bahsedeceğim.

arthur schopenhauer'a göre yaşam denilen olay bir sarkaca benzetiliyor. şöyle ki:

İstek ve Acı: İnsan, özü gereği sürekli bir şeyler arzular ve ister. İstediği şeye ulaşamadığı sürece bir eksiklik hisseder, yani acı ve yoksunluk çeker.

Tatmin ve Can Sıkıntısı: İnsan binbir güçlükle arzusuna ulaşıp onu elde ettiğinde ise o anlık zafer hissi hızla kaybolur. İstek tatmin edilmiştir ama bu sefer de boşluğa düşer, elindekinden bıkar ve ölümcül bir can sıkıntısı baş gösterir.

yukarıdaki cümleleri hangi tarihte yazmışım bilmiyorum. sadece yazının en başında anladığım kadarıyla yazıya başlama tarihim 15.03.2023. bu yazıya ikinci yahut üçüncü kez devam etmeye çalışıyorum. bir türlü bitirmek kısmet olmamış. şu an tarih 14.09.2026. günlerden pazartesi gecesi, saat 22:53.

geçtiğimiz gün aslında bu durumun kısmen yahut büyük ölçüde sebep verdiği bir konuda yazı yazdım, "ne için yaşadığımı bilmiyorum" başlıklı yazımdan bahsediyorum. bunun sebebi biraz da arthur schopenhauer. yanlış anlaşılmasın kendisine adeti bir suç atfetmek değil maksadım. aksine arthur schopenhauer'u okumaya bayılırım. uzun süredir okumuyorum. şu anki ruh halimle asla kaldıramam iyice daha bir depresif hale getirir. daha ne kadar depresif hale gelebilirim gerçi bilmiyorum. depresif kelimesinin bir an sözlük anlamını sorguladım sözlükte, tam olarak anlatmaya çalıştığım durum. "ruhsal çöküntü içinde bulunan" anlamına geliyor. bu işte tam olarak beni tanımlayan bir sözcük.

yanlış anlaşılmasın hani bu asla bir şımarıklık ürünü değil, yani depresifliğimin kesinlikle bir şımarıklık ile ilgisi yok. çok fazla bir şeyleri sorgulamaktan ve genel olarak birçok şeyde anlam kaygısı güden ben ile ilgili bir durum. zaten geçtiğimiz gün ne için yaşadığımı bilmemeye dair yazım da tam olarak bu yüzden işte.

gerçekten yok yani, bilmiyorum. hani bazı insanlar şey diyebilir. bir işin vardır, işinde başarılı olmayı isteyebilirsin. yahu bu sadece yan görev olabilir. yan görev kavramını kısaca açayım. hani örneğin bir rpg(role playing games, yani rol yapma oyunları) oynarsınız da, ana göreviniz olur, onun yanında da sırf yüzdelik kasmak için yahut az biraz getirisi olsun diye kasacağınız yan görevler olur. işte benim için iş hayatı tamamen yan görev. birçok insan için eminim ki bu ana görevdir. hayatı, işi gücü işten ibaret bir hal almış olan insanlar tam olarak kendisini o işe hapsetmiş ve orada ana görev olarak yapıyorlar. onun dışında yaşadıkları kendi hayatları ise yan görev olmuş durumda.

hah işte emin olun ben öyle yapsam yine iyiydi, ama işte anlam bulamıyorum bunda. hayattaki gerçek anlam bu olamaz diyerek asla ama asla iş hayatımı ana görev durumuna getiremem yani. bu benim sorgulayan yanıma aşırı ters bir durum olur. peki ana görev ne derseniz, inanın asla bilmiyorum. işte zaten bu yüzden var bende bu depresiflik. kendime şu hayatta bir ana görev bulamamış olmanın sancısını çekiyorum.

bu yüzden de yaşamak benim nezdimde(doğru kullandım mı bilmiyorum) kesinlikle matah bir şey değil. yani şöyle görüyorum. herhangi bir an ölüm meleği gelse. ya ben şunu da yapacaktım diye içimden geçirmezdim sanırım. çünkü öyle bir arzu yok yani. bunu belki biraz arthur schopenhauer'in sarkacına bağlayabiliriz ama büsbütün de bağlayamayız. o biraz böyle orada benim anlamlandırabildiğim kadarıyla hayattan bir şekilde tatmin olamama halini anlatmaya çalışıyor. ki gerçekten de öyle, tatmin edici bir yer olduğunu da düşünmüyorum. birçok şey anlık. mutluluk, hüzün. ha bendeki bu depresif durum adeta yaşayış şeklim haline gelmiş ama bundan da yıllardır çıkamıyorum yani yapacak bir şey yok işte. belki yaşamımı bir anlama kavuşturabilirsem o zaman o depresiflikten çıkabilirim ki daha doğrusu öyle bir durumda muhtemelen de çıkarım.

bu kadar, nihayet bitti. 

ha bu arada son olarak, matah sözlükte, "İnsan, mal, eşya vb. için küçümseme yollu bir söz." anlamına geliyor.

saygılarımla. 

 

 

13 Eylül 2026 Pazar

ne için yaşadığımı bilmiyorum. kendime yazdım.


 
hayatımda tam olarak böyle bir döneme girdim diyebilirim. ne için yaşadığımı bilmiyorum. gerçekten hiç bilmiyorum. aklıma "ben şunun için yaşıyorum" yahut "şunun için yaşamalıyım" diyemiyorum. o kadar anlamsız gelmeye başlıyor ki gittikçe her bir şey.

önceden de pek yoktu yaşamaya dair çeşitli amaçlarım. dil öğrenmek, bir araba-ev satın almak. birikim yapmak. daha fazla para kazanma adına çabalamak vs. bunların hiçbiri yok, asla yok. asla kendimde böyle bir amaç göremiyorum. çok düz düşüneyim, evlenme gibi bir düşüncem olsun diyorum bazen. ama yok, o da asla ben bir olay değil yani. ya hani bazın diyorum ki tatil yapmak gibi bir amacım olsun. dümdüz tatil işte. az biraz para biriktireyim. tatile çıkayım diyorum. sonra düşünüyorum ve diyorum ki kendime, NEDEN? yahut ne gibi bir anlamı olacak ki diyorum.

içimde asla bu tür şeyler yok. belki beni hayatta en çok huzurlandıran şeyi yapıyorum şu an, o da yazmak işte. sürekli olarak yazmak. böyle evin içinde kalsam, hiç çıkmasam. sabahtan akşama değin işim gücüm yazmak olsa sanırım bu beni darlamaz, sıkmaz, bunaltmaz. en azından şu an için böyle düşünüyorum. ancak bu düşüncemin bir dayanağı da var ki o da yıllardır yazıyor olmam. bu blog sitesi en basitinden. önümüzdeki sene 10. yılını devirecek. koskoca 10 yıl. ha şimdi diyorum, 10 yıl olacak ancak ne kadar yazı biriktirebilmişim diye. 101-102 yazı mı ne olmuş. çok mu? hayır. daha fazla olabilir miydi? evet. ancak onu da becerememişim işte. içimden gelmemiş, yahut içime sinmemiş. bazen başlıyorum bir yazıyı yazmaya ancak bir sona kavuşturamıyorum. yahut kavuşturabildiğim son içime sinmiyor. veya o yazıyı bütünüyle sevemiyorum. yazmaya dair içimde biraz mükemmelliyetçi olma arzusu var. ha bu demek değil ki o yazı nesnel anlamda da mükemmel, elbette hayır, elbette değil, yazım hataları oluyor. ama onun haricinde mümkün oldukça o yazı içime siniyor ve o şekilde yayınlıyorum burada, yoksa asla yayınlamam.

 neyse işte asıl olay yazmanın dışında. hayatta genel anlamda beni hayata bağlayabilecek bir şeyim yok. bazı insanlar der ki evlen. abi, yani ne alakası var şimdi. tamam yaşım yeni yeni oldu 29. belki evlenme yaşı belki değil bilmiyorum. ha bana kalırsa evlenmenin yaşı ne bileyim ya. bunun nesnel bir şey olduğunu da düşünmüyorum. zira her insan evlenmeli diye bir olay yok sonuçta. ben mesela gerçekten bunun hayalini dahi düşleyemiyorum. yok çünkü. çok sıkılırım ben sürekli biriyle aynı evde olmaktan. korkunç derecede sıkıcı geliyor. bunalırım. asla yapamam. darlanırım. sürekli birinin beni merak etmesi falan. aradı diyelim. hemen açmak istemem. bana trip atılsa hiç umursamam da hani. öylece trip atar ve evrenin herhangi bir yerinde kalır. duvara trip atsan nasıl bir sonuç alamayacağın gibi bende de sonuç alamaz karşıdaki insan. bu da onu yorar. neden karşı tarafı yoran bir ilişkide olayım ki. neden darlanayım. ne ben darlanayım ne karşıdaki darlansın diyorum ve bu olayı da pas geçiyorum mesela.

 birikim. neden yapayım birikimi? araba alma düşüncem mi var? yok. ev almak falan? o da yok. çok sevdiğim herhangi bir şey? inanın hiçbir eşyaya, telefona, kulaklığa, ya da artık aklınıza her ne geliyorsa hiçbir şeye dair birikim yapma heyecanım yok. en son ben lisedeyken, assassin's creed revelations oyunu için babamdan aldığım harçlıklardan 1'er lira falan bir yere koyar biriktirirdim. sonrasında da o oyunu almıştım işte. başka da birikim alışkanlığım hatırladığım kadarıyla da hiç olmadı. hani şu an herhangi bir oyuna, oyun konsoluna dair de bir hayalim yok.

 bazen içimde şey düşüncesi oluyor. tamam para güzel, çok para kazanmak falan. ne bileyim mesela milyon dolarlarım olsa, istediğim yerde öylece yaşardım. ama var ya öyle çok sıkılırdım ki anlatamam. abi şimdi hiç sıkılmazdın, sonuçta paran olacak o zaman demeyin. para gerçekten bir şeylere harcayabilirsen anlamlı. benim genel olarak parayı kullanmak istediğim bir yer yok ki. gıda ihtiyacımı standart ürünlerle zaten karşılıyorum. benim aylık giderim telefon faturalarım dahil maksimum desek 10 bin, hatta belki etmez bile. bildiğin 10 bin. belki bunu 1-2 haftada öylece harcayanlar vardır. ama şok işte bende o tarz şeyler. yani bende şu an 100 TL'de bir. bir milyon dolar da bir. ancak şurada önemli bir çizgi çekmek isterim. yani o tarz bir param olsa tamam ev alırdım diye düşünüyorum. hadi evler de aldın diyelim. birden fazla 1+1 ev gelir o paraya sonuçta az para değil. ama sonrasında yine aynı noktaya geliyorum. ne için? yani benim zaten hayattan genel anlamda bir beklentim yok ki. evim yahut evlerim olsa ne anlamı var.

özetle konuyu şuraya getireceğim sayın kendim. yani ben buyum ve gerçekten ne için yaşadığımı bilmiyorum. ne için yaşamalıyım bilmiyorum. yaşamalı mıyım ondan da emin değilim. yaşadığım hayat ne kadar yaşanabilir bir durumda yahut ben hayatı ne derece yaşıyorum bilmiyorum. iyi günler.