son 30 günde en çok ne okundu?

28 Ocak 2026 Çarşamba

kapının felsefesi

 


kapının varoluş felsefesine dair bir deneme yazma isteği geldi aklıma ve bu sebeple de bu başlık altında kapının varolma sebebini ve kapının verdiği güven hissinden bahsetmek istiyorum.

 kapının varoluşu genel anlamda, yerleşik hayata geçen insanların, belli bir mahremiyeti gizlemek, mahremiyet alanı oluşumunu sağlamak ve bazı insanlar arasında duvarlar örmekle ilgilidir. bir kapının açık bırakılması hali, ben sizinle güvendeyim, dilediğiniz gibi buraya gelip benim özel alanımı görebilir, içeride ne konuştuğumu rahatlıkla duyabilirsiniz demenin dolaylı yoludur. peki bir kapının sürekli olarak açık olması hali, kapının varlığına ne denli uyumludur? kapı elbette ki açık da kalabilir, ama kapının sürekli olarak açık olması, ortada bir kapının gerekliliği durumunu yok eder. zira kapı ancak kapalı olursa bir anlama kavuşur.  

kapının kapalı bırakılması ise, benim birçok bireyin sahip olduğu üzere, birtakım özel alanlarım var, ben bunları seninle paylaşmak istemiyorum, bunları burada bu şekilde güvende tutuyorum demektir. ki yerleşik hayata geçen insanların da muhtemel maksadı budur. eğer sürekli olarak açık olarak bırakacakları bir alan olsaydı, o zaman kapının varlığına gerek duymazlardı. sürekli gelişmekte olan insanın gizlemek istedikleri şeylerin zaman içinde oluşması sebebi ile,  insanlar bunu bir çeşit örtü ile, bir duvar ile kapatmak istedikleri için ortaya kapı diye bir şey çıkardılar. ki bu da şu an insanlığın gelişimi ile oluşan en değerli ve nadide icatlardan biridir.

 kapılar zaman zaman açık bırakılır, ama yine de mümkün oldukça kapıları kapalı tutalım. zira kapı, yukarıda da belirttiğim üzere kapalı olursa anlama kavuşur.

 saygılarımla. 

12 Ocak 2026 Pazartesi

kraldan çok kralcı olmak deyimi

 


yine sözlük.gov.tr'den faydalandığım bir başlık altında daha buluşuyoruz. kraldan çok kralcı olmak deyimine dair de bir şeyler yazmak istedim. sözlük'ten baktığımızda anlam olarak tek cümlelik şunu görüyoruz. "birinin davasını ondan çok savunuyor olmak."

yaşıyor olduğumuz ülke sınırları içinde, günlük yaşantımızda, çalıştığımız iş yerinde çokça karşılaşırız böyle insanlarla. kral değişene dek kralı farklı uzuvlarından yalamakla meşgul olan insanlardır. evet bunlar direkt olarak adeta ortaçağda yaşıyormuşçasına krallık sistemine uygun yaşar ve yine o dönemin bir hareketi olarak kralı yalamakla meşgul olurlar. bu kral onlara dilediğini söyleyebilir, hatta gerektiğinde kamçılayabilir, ancak onlar kralı yalamaktan asla vazgeçmezler. hatta onların asıl mesleği yaptıkları mesleğin haricinde "kral yalayıcılığı" mesleğidir. onlar işlerini bu şekilde döndüren kişilerdir. kralım nerenizi isterseniz oranızı yalarımcı tiplerdir.

bu gibi tanımlamaları normal şartlarda benim blog sitemde göremezsiniz ve hayır ağır da olmadı. hatta hiç de ağır olmadı. onlar bunu kendilerine verilmiş bir lütuf olarak görüyorlar, neden ağır olsun ki? onlar bu meslek için var olmuşlar. onlar için kralın kim olduğu değil, krallıkta kimin bulunduğu önemlidir. krallıkta "insan olarak" en sevmedikleri insan dahi olsa, o insanlar onun krallığını yalarlar. çünkü bu gibi kişilerde kral yalama fetişi vardır. bu gibi kişiler bu fetiş uğruna hayatları boyunca gördükleri ve emri altında bulunan krallara itaat etmekle görevli kişilerdir.

para uğruna kral yalayıcısı olan insanlara açıkçası çokça acıyorum.

20 Temmuz 2025 Pazar

yalan dolan ile gerçeklerin anlatılması


not: bu yazı, Şafak Sezer'in "Yalan Dolan" isimli filmine dair tat kaçıran bir detay içermemektedir.

henüz biraz evvel bitirmiş olduğum Şafak Sezer'in başrolünde olduğu, yazanı ve yönetmeninin ise Michael Şahin Derun olduğu bir film. bu yönetmenin kaç eseri vardır, kaçını izlemişimdir emin değilim yalnız bu eserine bayıldım diyebilirim.

Şafak Sezer'in genel olarak filmlerini beğenen biriyim. bu filmini de sürekli olarak YouTube ile görüp izlemek istiyordum, yorumlarının da güzel olduğunu görmem sebebiyle izlemeye karar verdim, iyi ki de izlemişim.

bu filmden komedi beklentiniz var ise eğer izlemenizi pek tavsiye etmem, bana göre asla komik değil. yani en azından dümdüz hadi güldürelim komedisinde değil. fakat düşündürürken ağlanacak durumlara ben gülerim, alıştım diyorsanız o zaman bu gibi öğeler bolca mevcut. veya ögeler. öge biraz evvel chatgpt sayesinde öğrenmem sebebiyle gördüm ki eski Türkçe'de kullanılan haliymiş. ikisi de güzel, kullanılır, bu da arada bir ek bilgi olsun.

diğer film incelemelerinde de olduğu gibi bu filmde de sizlere tat kaçıran, keyif bozan bir detay sunmayacağım, bunu da hemen belirteyim. muhtemelen yazının en başına da bu bilgiyi eklerim, neyse, devam edelim.

bu film özelinde ne anlatıyor, neyi amaçlıyor söyleyeyim öz haliyle. dürüst olmanın daha da çok kaybettiğini ve bizlere sözde zor zamanımızda yardım ediyor gibi görünen bankaların aslında zor zaman dostu olmak değil de, zora düşene bir de biz vuralım mantığı ile çalıştığını anlatıyor. sürekli artan faiz oranlarından bu durumu eminim görüyor ve yaşıyorsunuzdur.

filmde de Şafak Sezer bir nevi kendi ekibi ile bu duruma bakış açısının çevrilmesini sağlıyorlar, yaptıkları davranışla. yaptıklarından söz etmeyeceğim, filmin fragmanında belki vardır, dileyen izleyebilir ben fragmanını da izlemedim.

filmde benim en beğendiğim oyunculuk Şafak Sezer ile birlikte Çetin Altay'dı. hatta replikleri ile bence başrolün adeta önüne de geçmiş desem pek yanılmış sayılmam, en azından ben öyle gördüm.

bunun haricinde de genel olarak filmdeki olay örüntüsü, oyuncular, filmi anlatmak istediği durum ile çokça beğendim. filme konu olarak ne diyebilirim tam emin değilim fakat yine de ağlanacak duruma gülebiliriz derseniz durum komedisi diyebiliriz.

izlemek arzusunda olanlara keyifli seyirler dilerim.

13 Temmuz 2025 Pazar

THE TRUTH THAT EUTHANASIA IS A HUMAN RIGHT

Not:  "ötenazinin bir insan hakkı olduğu gerçeği" başlıklı yazımı İngilizceye çeviren chatgpt'ye teşekkür ederim.


In this piece, I want to share some thoughts with you, my dear and valued readers, about why euthanasia should be legalized in a general sense — and why people should have the right to choose it in many circumstances.


I’ve done some research on euthanasia. In its simplest form, it’s a method of ending life used in some countries, usually for patients with incurable diseases. I don't know if it’s a painful or painless process — but as far as I understand, it’s a decision made either by the patient themselves or, in some cases, their family. I imagine that if the patient is conscious enough to decide, their opinion is taken into account too. At least, I hope so.


But I’d like to go a bit beyond that. Let me call it not just euthanasia — but the right to die. I believe this right should be available to everyone, not just those with terminal illnesses. Let me explain what I mean by “everyone” with a simple example: in the Turkish Penal Code, there's Article 32 which says:


"A person who, due to mental illness, cannot comprehend the legal meaning and consequences of their actions or whose ability to control their behavior is severely impaired, shall not be punished. However, a security measure may be applied."


I bring this up for a reason. Imagine someone who isn’t physically ill but simply doesn’t want to live anymore. Maybe they just don’t like living. Even though Article 2 of the European Convention on Human Rights protects the right to life, if a person can't live with dignity — or can’t feel like they are living with dignity — I don't believe they should be forced to keep living. I think this should be a choice. If this soul, this body, and this life belong to me — then the decision to end it should also be mine. I don’t think any law or regulation should restrict that.


Continuing from my earlier point — just as we have the right to life, there should also be a right to death. For those who want it. Let's say someone wants to die — there should be a process. A report or evaluation, proving that this decision is truly their own, that they understand the consequences of what they are asking for. I don't know if this would come from a psychiatrist or another type of doctor, or maybe even a panel of professionals. But once it's confirmed that the decision is freely made and not under the influence of any substances or pressure — then that person should be allowed to end their life, under medical supervision.


Of course, most countries don't offer this right. And in those that do, it’s usually only for terminally ill patients, as I mentioned earlier. But I believe this right should be extended more broadly. People who truly want to end their lives should have a legal and humane path to do so.


Some people simply can’t live, even though they might want to. Others have no desire to live at all. That’s their personal thought, their own wish. If someone is in their twenties and has no will to live, and we tell them, “Well, there’s nothing to be done, you’ll just have to live like this for the rest of your life,” we are not giving them the right to life. On the contrary, we are torturing them. That person might have to drag themselves through 60 more years like this — not live, but drag themselves. How can someone live when they’re not happy to be alive?


Or let’s put aside the concept of happiness altogether. Imagine a place where the right to life is just a right on paper — a place where people can’t actually live with dignity. These places exist. There are systems and governments that actively prevent people from living in a humane way and put endless barriers in their way.


And finally, I just want to say this: telling someone who is mentally and emotionally preparing for death, “No — you have to live,” is a form of extreme cruelty. But sadly, this kind of cruelty is not even considered a crime.

9 Nisan 2025 Çarşamba

herkesi edelim şikayet

 



şu an bu yazıya başlarken, müzeyyen senar'dan "kimseye etmem şikayet" isimli eseri dinliyorum. yazıya başlama düşüncem de bu şarkıyı dinlemem ile başladım. şarkıda ne diyor müzeyyen senar, hadi hatırlayalım.


"kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime."

adeta tüm zamanlardaki, insanın ve insanların, adaletsizliğe karşı içindeki atalet halini gözler önüne seriyor bu eser. kimseye şikayet etmiyorsun ve neticede ağlayan sen oluyorsun. olan sana oluyor.

şarkı şu sözlerle devam ediyor, sıra sıra sözleri açıklayıp ilerleyeceğim, sonrasında da geniş kapsamlı şekilde ele alacağım bu durumu.

"titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime."

nedir mücrim, yanlış bilmiyorsam cürüm kökünden gelir arapça, cürüm nedir suç. mücrim de o fiili yapan, yani suçlu anlamına gelir. 

istikbaline, yani geleceğine baktıkça da suçluluk halinden titriyor. işte bunlar hep kimseye şikayet etmemesinden kaynaklanıyor.

eserde geçen farklı cümle içeren son kısıma da gelelim hızlıca.

"perde-i zulmet çekilmiş, korkarım istikbalime."

zulmet nedir, yine sözlükten hemen baktığımızda karanlık anlamına geliyor. ne anlatıyor, karanlık bir perde çekilmiş, buradan ne çıkarmak gerekiyor, ben şunu çıkarıyorum ki, gözlerinin önünde bir karanlık perde  var ve geleceğe bakmaktan korkuyor bu perdeden dolayı. yine temelinde kimseye şikayet etmemek kaynaklanıyor.

şimdi bu şarkının tüm cümlelerini irdeledik, anladık, olayı kavradık basit ve öze indirdik. şimdi denebilir, bu eserdeki, şarkıdaki, eseri yazan kişinin ne manayla yazdığı mühim, elbette ki öyle. o ayrı olay. ancak bazen olay da anlatılmak istenenden çok, anlaşılabilendedir. ben bu şarkıdan bir paragraf halinde bir özet çıkarsam şunu yazarım.

kimseye şikayet etmeyip yaşıyorsun öylece, her ne kadar adaletsizce durum varsa hepsine katlanıyorsun, yaşamayı umursamıyorsun. yukarıda en başta eklediğim fotoğraftaki kadın gibi, ne yapıyor kadın fotoğrafta. bir eliyle kendini boğuyor, diğer eliyle tuttuğu yazıda da, pankartta da türkçe mealiyle nefes alamıyorum diyor. yahu boğazını sıkarsan nefes alamazsın değil mi? hayattaki eylemlerimizle, adaletsizliğe karşı atalet halimizle; bu arada hemen atalet sözcüğüne de deyineyim. sözlüğe göre özetle tembellik demektir. karşıda bir adaletsizlik var ve biz o adaletsizliğe karşı tembellik yapıyoruz özetle. bu sebeple adeta kendi boğazımıza sıkıyor, nefes almamızı engelliyoruz. bu yaşamak değil, bu sürünmek. bu ölüme karşı bir sürünüş. sürüngenlik. sürüngene dönüşüyoruz adeta. bir sabah kalkacağız ve adeta kendimizi bir sürüngen gibi göreceğiz. böyle giderse. sonrasında da yıllar geçip gittikçe, her şey daha da kötüye gittikçe sürekli olarak kendini suçlayacaksın, suçlusun da. adaletsizliğe karşı atalet halini hem kişinin kendine hem de peşinsıra gelen insanlığa karşı bir suç olarak görürüm. suçlusun çünkü sürüngen olmaya dair tepkisiz kaldın, sustun. bu sebeple de gelecekten endişe ediyorsun. nihayetinde de o kadar sağır, o kadar kör bırakıyorsun ki kendini, evet bırakıyorsun, çünkü bunu kendi kendine yapıyorsun; o kadar kör bırakıyorsun ki kendini, gözünün önü belli bir zamandan sonra kapkaranlık oluyor. gelecekten korkuyorsun, geleceğinden korkuyorsun belki ülkenin geleceğinden korkuyorsun.

bu öyle bir eser ki, nereye çekersen çek, mükemmel bir eser. belki de anlayana mutluluk formülü. 

kimseyi etmem şikayet deme bu yüzden, önüne ne adaletsiz çıkıyorsa, elinden ne şekilde çaba geliyorsa o çaba haliyle herkesi ama gözünün gördüğü, kulağının duyduğu herkesi şikayet et. nereye edebiliyorsun, bağır, çağır. gerekirse o kişinin bizzat kendisine şikayet et, gerekiyorsa şikayet edebileceğin yerlere şikayet et. gerekiyorsa sokaklarda bağır, çağır, ama susma, ataletli davranma.