son 30 günde en çok ne okundu?

30 Haziran 2026 Salı

hayattan tat almanın sırrını açıklıyorum, 50 milyon yıllık sır.



belki de bu blog sitemi açtığım günden bugüne değin olan en önemli yazıyı bugün oluşturacağım. bu yazının dünya çapında okunması için de elimden gelen çabayı sarf etmeyi planlıyorum. bu yazı gerçekten okunur ve anlaşılır ise iddiamdır ki, hayata dair bazı eksikliklere bir çözüm sunabilirsiniz.

yüzyıllardır insanlığın hep yanlış soru ile ilgilendiğini düşünüyorum. o malum soru. mutluluğun formülü nedir? peki olay mutluluk mu yani? olayımız mutluluğa erişmek mi olmalı?

hayır olayımız bu olmamalı. mutluluğu sürekli arkasından kovalayarak yakalama çabası bizi sürekli olarak boşluğa itecektir. nedir bazı insanlardaki mutluluk çabası? bazısı için bir kıyafet. bazısı için hayatına alacağı yeni bir insan, yeni bir eş, dost, arkadaş. bazısı için yeni bir telefon. bu sözü daha önceden bir yazımda da paylaştım yine paylaşacağım.


einstein şöyle der;

"Mutlu olmak istiyorsan bir amaca bağlan, insanlara ya da eşyalara değil.”


elbette ki bu gibi şeyler ile mutlu olunmaz. yani aslına bakılırsa mutluluk olayı sadece amaçla da olmaz bana kalırsa, yani söz mükemmel, ama bana göre fazlası var o da şöyle. mutlu olmak için bir çabadan ziyade kendimizi bırakmamız gerek, gevşememiz gerek, rahat olmamız gerek. illa mutlu olacağım diyerek bir çabada olmamamız gerekiyor.

akış. sır tam olarak bu. kendimizi biraz da olsa bırakabilmeliyiz. biraz teslim olma hali olmalı. sürekli olarak hep daha fazlasını istemek sonu gelmez bir duruma ulaştırır. hadi diyelim gerçekten en sona ulaştın, farz edelim ki çaban dünyanın en zengini olmak ve oldun diyelim. peki gerçekten bu bizi tam anlamıyla bir mutluluğa mı ulaştıracak. mutluluk bir süreç değildir ki, anlarla ilişkilidir. hayatta hiçbir zaman tamamıyla mutlu yahut tamamıyla da özgün olamayız. zaten tamamıyla mutlu olmak oldukça bunaltıcı olacağı gibi, tamamıyla üzüntü de insanı çileden çıkaracak bir durum olacaktır, yani bir diğer deyiş ile ızdırap olacaktır.

inanın bana bunu size kimse böyle anlatmaz. insanlar sürekli mutlu olmak için bir şeyler satın almanızı önerir. internet dünyasında görüp görebileceğiniz hemen hemen her reklam buna dairdir. sürekli sizden ya para ya zaman satın alır. sizi gerçek anlamda düşünüyor olsalar sizce gerçek anlamda o reklamları yayınlayabilmek adına koca koca paralar öderler mi? gerçekten sizin mutluluğunuz düşünülüyor olabilir mi? tabi ki de düşünülmüyor. elbette ki düşünülmüyorsunuz. elbette ki aldığınız ürünler sizi tam anlamıyla mutlu etmeyecek. sadece insanlar size mutluluk satmaya çalışıyorlar o kadar. onların arzuları sizin mutluluğunuz değil, cebinizde ya da banka hesaplarınızda bulunan paralarınız, yahut onlara para kazandırmaya yardımcı olacak zamanınız. ki o da paraya çıkıyor.

mutluluk gibi bir arayışınız olmaz ise, mutluluğun formülünü aramak gibi bir derdiniz de olmaz. sadece biraz yaşadığınız ana odaklanın, hayatın içinde hüzün de var, mutluluk da var. ikisi de bizim için. ikisini de yerine ve zamanına göre yaşamalıyız. yoksa yukarıda da dediğim gibi ya çok mutlu olur sıkıntıdan patlarız ya da çok mutsuz olunca da ızdırap içinde sürekli olarak hayatımızın bitmesini bekleriz. ikisi  de bir yerde aynı kapıya çıkıyor. ikisinde de bu sürecin bir şekilde bitmesini istiyoruz.

halen anlaşılmadıysa daha da detaylandırayım. yaşadığın hayatta gerçekten içinden geldiği gibi yaşa. bir işte çalışıyorsun diyelim ama zorunluluktan. polyannacılık yap demeyeceğim, ama hayatın gerçekleri eğer senin o işte kalmana dairse o yaptığın işin keyifli yanlarını keşfet. bir şekilde o işi sevmeye çalış o işe tutunmaya çalış, imkanın olduğunda gerekirse çok daha iyi fırsatlar için çabala. ama sürekli olarak neden mutlu değilim ya da neden mutlu olamıyorum diye sorgulamayı da bırak.

tamamen sorgulamayı bırak diyemem. ben yazmayı çok seven insanım, inanın şu an bu yazıyı yazarken, bir şeyleri sorgularken dehşet bir keyif içinde oluyorum. bu benim yapmaktan haz aldığım bir olay. kendinize böyle uğraşlar, hobiler edinin. yaşadığınız anı mümkün oldukça kıymetli hale getirin. ama derdiniz mutluluk olmasın. yaşadığınız anı her ne durumda olursanız olun kıymetli hale getirebilmek olsun. mümkün oldukça yapabildiğiniz en iyi şekilde. değerlendirebileceğiniz en iyi şekilde.

özetle, mutluluğu da, hüznü de zamanında yaşayıp hayattan tat almak, belki de 50 milyon yıldır bunu kimse açıklamamıştır. kapitalizm bunu parayla bile satmak istemez, ama burada sadece bedava.



21 Haziran 2026 Pazar

yeni hayatlar mümkün mü? reenkarnasyon

 




yeni bir hayat ya da birden fazla hayatlar mümkün mü? aksi ispat edilmediği sürece neden olmasın, neden olamasın.

çoksa sevdiğim bir oyunda sevdiğim bir söz vardır, assassin's creed oynayanlar bilirler.

"nothing is true, everything is permitted."

ben bu sözün "everthing is permitted" kısmı ile ilgiliyim bu yazı için. zamanı geldiğinde belki bu sözü incelediğim bir yazı sunabilirim emin değilim.

şimdi "permitted" sözcüğü bize "izin vermek, müsait olmak, olanak vermek" gibi anlamları sunuyor. yani biraz düz çevirecek olursak her şey olanaklıdır. diyebiliriz, her şey olanaklı ise aksi de söylenmediği sürece "gerçek" anlamda her şey olanaklıdır diye bakıyorum. bu sözden bağımsız olarak da düşüncem budur. bir şeyin aksi kanıtlanmadığı yahut ber şeyin yokluğu kanıtlanmadığı sürece o şeyin varlığının olanağı da mümkündür. olasıdır.

mola.

buraya kadar açıklamak istediğim şey, yeni bir hayatın asında gayet olası olmasıdır. peki reenkarnasyon tam anlamıyla nedir ona bakalım şimdi. bu yazımda tam olarak bu kısmında gemini'dan faydalandım. hayır bu youtube videolarında bazı içerik üreticilerinin yaptığı gibi reklam maksatlı değil, öyle olsa para kazanmam gerekirdi. ne blog sitemden ne de şu an gemini'den bahsetmekten bir kazancım yok kendi halimde yazıyorum işte.

mola.

reenkarnasyon şu anlama geliyor. 

"fiziksel ölümden sonra ruhun yeni bir bedende tekrar dünyaya gelmesi inancıdır."

bazen gerçekten dünya üzerinde yaptığımız eylemler neticesinde geri dönülmez yahut geri dönülmesi çokça zor hatalar yapabiliyoruz. hata neticede. en gelişmiş sistemlerde de bunlar oluyor. özgür ve hür irademiz ile elbette hata yahut hatalar yapmamız kaçınılmaz. yahut hatalardan da bağımsız olarak arzuladığımız yaşam şeklini bir türlü yaşayamadan ölmüş de olabiliriz. veya daha doğarken ölenler, anne karnında ölenler vs.

bu örnekleri çeşitlendirmek çokça mümkün. 

peki gerçekten bu gibi sebeplerden dolayı yeni bir bedende bambaşka bir hayatımız olsaydı? daha arzuladığımız bir hayat, ya da daha bambaşka bir hayat, belki başka bir ülkede vs. yeni bir bedende aynı ruh ile. tabi aynı ruh ile aynı hataları yapacaksak bence yeni bedenin pek de anlamı olmaz. ama elbette ki yeni bedende de hatalar yapılacaktır. ama burada önemli olan yeni şans yahut şansların sunulması.

fakat altını çizmek istediğim bir nokta var o da şu. reenkarne olduysak da bunu bilmememiz gerekir, önceki hayatımızı bilmeden. çünkü yeni bir şans verilirken, diğer insanlardan bir anda daha avantajlı duruma geçmek de adalet kavramı ile bağdaşmazdı. tamamen geçmişi bilmeden yeni bir hayat yani. ben bunun olabilirliğine inanıyorum. belki de var. belki de bu şu an sizlere bir şeyler yazıyor olduğum ben ruhumun bilmem kaçıncı yer değiştirdiği vücudu aittir. bilinmez. bu sebeple zaten reenkarnasyon olayı olası geliyor. kimse tamamen yok diyemez. kimse de tamamen var diyemez diye düşünüyorum. belki de yarın bir gün biri çıkacak ve ben önceki hayatımda şu kişiydim diyecek. ama ne derece inandırıcıdır bilinmez, ha yeterli kanıtlar sunar, önceki hayatında olan insanları bulup kanıtlayıcı argümanlar sunar o zaman olabilir. ama bilmem kaç bin yıldır var olan dünya üzerinde muhtemelen böyle bir şey olsaydı reenkarnasyon kavramı kesin olarak var denirdi. o yüzden işte demek istediğim eğer varsa da, kimse bu hayatının yeni bir hayat olduğunu bilmiyor olmalı. diğer türlüsünde bu bir şekilde kanıtlanabilir olurdu.  ancak kanıtlanamıyor. fakat kanıtlanamıyor olması da o şeyin tamamen yokluğunu ortaya koymaz.

ben yeni hayat yahut hayatları olası görüyorum. özellikle dünya üzerinde sürekli olarak çeşitli acılardan geçen, çeşitli hatalardan geçen insanlar için mükemmel bir yeni başlangıç şansı olurdu. ha bilinmez elbette yeni bir hayatın bir öncekinden daha kötü olmayacağına dair bir garanti de yok. ama en azından bir şansın bulunması, hiç şansın bulunmamasından iyidir.

en azından ben yeni bir şans olmasını isterdim, saygılarımla.






20 Haziran 2026 Cumartesi

iyiliğin özüne dair düşünceler


iyilik nedir düşüncesi geçenlerde aklımı kurcalayan bir soru işareti oluşturdu. bu düşünce bir sabah vakti, saat henüz 8 değilken geldi. içten içe düşündüm ve ona dair bir şeyler yazmak istiyorum.

iyilik dediğimiz şey içinde bir kere herhangi bir çıkar barındırmamalı, karşılık güdüsü asla olmamalı ve yaratıcı da dahildir buna. bunu şöyle açıklayayım. günümüzde insanlar iyiliği bazen, "ne olur ne olmaz yapayım günün birinde bu insanın bana bir faydası dokunabilir" algısı ile yapabiliyor, hatta belki de çoğu insan böyle yapıyor, ki buna iyilik dememeliyiz. bu sadece kendi çıkarlarımızı düşünmek adına yapılan bir eylem olur. ortada çıkar varsa da burada iyilikten bahsedemeyiz yahut benim bakış açıma göre bahsetmemeliyiz.

iyilik kelimesi Türkçe sözlükte bulunan ikinci anlamına göre "karşılık beklenilmeden yapılan yardım" anlamına geliyor. burada ne diyor çok açık, bir karşılık beklenmeyecek ama sonuç olarak bu karşılık insanlarla sınırlı da değil, yahut artık her neye inanıyorsanız, islam inancı mı, hristiyanlık mı. karma denilen kavrama mı vs her ne olursa olsun karşılık beklememek. şimdi dilimizde şöyle bir söz vardır.

"İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir"

bu atasözünü nasıl yorumlarız söyleyeyim. insandan bir karşılık gelmese bile Allah bilir ve karşılığını verir. direkt hiçbir şeyi karıştırmadan buradan çıkarılacak sonuç budur. bazı islam inancına sahip insanlar burada şunu diyebilirler elbette ki bir karşılık bekleyeceksek Allah'tan beklemeliyiz. başka kimden bekleyelim.

tamam da işte bu iyiliğin ruhuna, olayına aykırı işte. bundan bahsediyorum. elbette ki yaptığımız iyi davranışlar sonucu da Allah'tan veya yukarıda da belirttiğim gibi karmadan bir karşılık gelecektir. ilahi adalet kavramı var ise. ama bizim bir beklentide olma halimiz çıkar gütmemizi gösteriyor. çıkar gösteriyorsak da bu iyilik olamaz işte. sen iyiliğini yaptın değil mi. bırak  da gerçekten iyi bir insan isen buna karar vermesi gereken kişi ya da düzen karar versin de sana hayatında ona göre güzellikler sunsun. sen bir beklentide olma. küçük yahut büyük fark etmeksizin, sen bir iyilik yaptığını söylüyorsun beklentide olmamalısın.

iyilik yapacaksam kendim şu iki süzgeçten geçiririm. birincisi o iyilikten insan yahut yaratıcı anlamında bir karşılık bekledim mi. eğer beklediysem o iyiliği yapmaktan hemen vazgeçerim. çünkü yapsam da artık bu iyilik olmayacak. bu süzgeci geçirince bir de içten içe kendime şunu sorarım. peki burada kibir mi hissettim. yani tamam evet, ben karşılık beklemedim ama içten içe bir kibir oluştu mu. eğer oluştuysa yine o iyilik eylemimi yapmam.

iyilik gerçekten düşünüldüğü kadar basit değil ve olmamalı da. ben iyilik toplum içinde yapılır yahut yapılmaz işin orasını tartışmıyorum. kimse kimsenin düşüncelerini bilemez. kişi belki toplum içinde yaptığı iyilik ile senin yalnız başına yaptığın iyilikten çok daha saf şekilde iyilik yapmıştır. ben bunu değerlendiremem zira o insanın içini bilemem. benim süzgecim yukarıda belirttiğim iki süzgeçtir. o eylemim ikisinden de sorunsuz geçiyorsa o iyiliği yaparım ve geçerim.

yani öz anlatımla, iyilik sadece yapılır ve geçilir, iyilik sadece iyi bir şey yapmak adına yapılır ve geçilir. sözlük anlamında yazdığı üzere hiçbir şekilde karşılık beklemeden.

saygılarımla.

28 Ocak 2026 Çarşamba

kapının felsefesi

 


kapının varoluş felsefesine dair bir deneme yazma isteği geldi aklıma ve bu sebeple de bu başlık altında kapının varolma sebebini ve kapının verdiği güven hissinden bahsetmek istiyorum.

 kapının varoluşu genel anlamda, yerleşik hayata geçen insanların, belli bir mahremiyeti gizlemek, mahremiyet alanı oluşumunu sağlamak ve bazı insanlar arasında duvarlar örmekle ilgilidir. bir kapının açık bırakılması hali, ben sizinle güvendeyim, dilediğiniz gibi buraya gelip benim özel alanımı görebilir, içeride ne konuştuğumu rahatlıkla duyabilirsiniz demenin dolaylı yoludur. peki bir kapının sürekli olarak açık olması hali, kapının varlığına ne denli uyumludur? kapı elbette ki açık da kalabilir, ama kapının sürekli olarak açık olması, ortada bir kapının gerekliliği durumunu yok eder. zira kapı ancak kapalı olursa bir anlama kavuşur.  

kapının kapalı bırakılması ise, benim birçok bireyin sahip olduğu üzere, birtakım özel alanlarım var, ben bunları seninle paylaşmak istemiyorum, bunları burada bu şekilde güvende tutuyorum demektir. ki yerleşik hayata geçen insanların da muhtemel maksadı budur. eğer sürekli olarak açık olarak bırakacakları bir alan olsaydı, o zaman kapının varlığına gerek duymazlardı. sürekli gelişmekte olan insanın gizlemek istedikleri şeylerin zaman içinde oluşması sebebi ile,  insanlar bunu bir çeşit örtü ile, bir duvar ile kapatmak istedikleri için ortaya kapı diye bir şey çıkardılar. ki bu da şu an insanlığın gelişimi ile oluşan en değerli ve nadide icatlardan biridir.

 kapılar zaman zaman açık bırakılır, ama yine de mümkün oldukça kapıları kapalı tutalım. zira kapı, yukarıda da belirttiğim üzere kapalı olursa anlama kavuşur.

 saygılarımla. 

12 Ocak 2026 Pazartesi

kraldan çok kralcı olmak deyimi

 


yine sözlük.gov.tr'den faydalandığım bir başlık altında daha buluşuyoruz. kraldan çok kralcı olmak deyimine dair de bir şeyler yazmak istedim. sözlük'ten baktığımızda anlam olarak tek cümlelik şunu görüyoruz. "birinin davasını ondan çok savunuyor olmak."

yaşıyor olduğumuz ülke sınırları içinde, günlük yaşantımızda, çalıştığımız iş yerinde çokça karşılaşırız böyle insanlarla. kral değişene dek kralı farklı uzuvlarından yalamakla meşgul olan insanlardır. evet bunlar direkt olarak adeta ortaçağda yaşıyormuşçasına krallık sistemine uygun yaşar ve yine o dönemin bir hareketi olarak kralı yalamakla meşgul olurlar. bu kral onlara dilediğini söyleyebilir, hatta gerektiğinde kamçılayabilir, ancak onlar kralı yalamaktan asla vazgeçmezler. hatta onların asıl mesleği yaptıkları mesleğin haricinde "kral yalayıcılığı" mesleğidir. onlar işlerini bu şekilde döndüren kişilerdir. kralım nerenizi isterseniz oranızı yalarımcı tiplerdir.

bu gibi tanımlamaları normal şartlarda benim blog sitemde göremezsiniz ve hayır ağır da olmadı. hatta hiç de ağır olmadı. onlar bunu kendilerine verilmiş bir lütuf olarak görüyorlar, neden ağır olsun ki? onlar bu meslek için var olmuşlar. onlar için kralın kim olduğu değil, krallıkta kimin bulunduğu önemlidir. krallıkta "insan olarak" en sevmedikleri insan dahi olsa, o insanlar onun krallığını yalarlar. çünkü bu gibi kişilerde kral yalama fetişi vardır. bu gibi kişiler bu fetiş uğruna hayatları boyunca gördükleri ve emri altında bulunan krallara itaat etmekle görevli kişilerdir.

para uğruna kral yalayıcısı olan insanlara açıkçası çokça acıyorum.