son 30 günde en çok ne okundu?

21 Haziran 2026 Pazar

yeni hayatlar mümkün mü? reenkarnasyon

 




yeni bir hayat ya da birden fazla hayatlar mümkün mü? aksi ispat edilmediği sürece neden olmasın, neden olamasın.

çoksa sevdiğim bir oyunda sevdiğim bir söz vardır, assassin's creed oynayanlar bilirler.

"nothing is true, everything is permitted."

ben bu sözün "everthing is permitted" kısmı ile ilgiliyim bu yazı için. zamanı geldiğinde belki bu sözü incelediğim bir yazı sunabilirim emin değilim.

şimdi "permitted" sözcüğü bize "izin vermek, müsait olmak, olanak vermek" gibi anlamları sunuyor. yani biraz düz çevirecek olursak her şey olanaklıdır. diyebiliriz, her şey olanaklı ise aksi de söylenmediği sürece "gerçek" anlamda her şey olanaklıdır diye bakıyorum. bu sözden bağımsız olarak da düşüncem budur. bir şeyin aksi kanıtlanmadığı yahut ber şeyin yokluğu kanıtlanmadığı sürece o şeyin varlığının olanağı da mümkündür. olasıdır.

mola.

buraya kadar açıklamak istediğim şey, yeni bir hayatın asında gayet olası olmasıdır. peki reenkarnasyon tam anlamıyla nedir ona bakalım şimdi. bu yazımda tam olarak bu kısmında gemini'dan faydalandım. hayır bu youtube videolarında bazı içerik üreticilerinin yaptığı gibi reklam maksatlı değil, öyle olsa para kazanmam gerekirdi. ne blog sitemden ne de şu an gemini'den bahsetmekten bir kazancım yok kendi halimde yazıyorum işte.

mola.

reenkarnasyon şu anlama geliyor. 

"fiziksel ölümden sonra ruhun yeni bir bedende tekrar dünyaya gelmesi inancıdır."

bazen gerçekten dünya üzerinde yaptığımız eylemler neticesinde geri dönülmez yahut geri dönülmesi çokça zor hatalar yapabiliyoruz. hata neticede. en gelişmiş sistemlerde de bunlar oluyor. özgür ve hür irademiz ile elbette hata yahut hatalar yapmamız kaçınılmaz. yahut hatalardan da bağımsız olarak arzuladığımız yaşam şeklini bir türlü yaşayamadan ölmüş de olabiliriz. veya daha doğarken ölenler, anne karnında ölenler vs.

bu örnekleri çeşitlendirmek çokça mümkün. 

peki gerçekten bu gibi sebeplerden dolayı yeni bir bedende bambaşka bir hayatımız olsaydı? daha arzuladığımız bir hayat, ya da daha bambaşka bir hayat, belki başka bir ülkede vs. yeni bir bedende aynı ruh ile. tabi aynı ruh ile aynı hataları yapacaksak bence yeni bedenin pek de anlamı olmaz. ama elbette ki yeni bedende de hatalar yapılacaktır. ama burada önemli olan yeni şans yahut şansların sunulması.

fakat altını çizmek istediğim bir nokta var o da şu. reenkarne olduysak da bunu bilmememiz gerekir, önceki hayatımızı bilmeden. çünkü yeni bir şans verilirken, diğer insanlardan bir anda daha avantajlı duruma geçmek de adalet kavramı ile bağdaşmazdı. tamamen geçmişi bilmeden yeni bir hayat yani. ben bunun olabilirliğine inanıyorum. belki de var. belki de bu şu an sizlere bir şeyler yazıyor olduğum ben ruhumun bilmem kaçıncı yer değiştirdiği vücudu aittir. bilinmez. bu sebeple zaten reenkarnasyon olayı olası geliyor. kimse tamamen yok diyemez. kimse de tamamen var diyemez diye düşünüyorum. belki de yarın bir gün biri çıkacak ve ben önceki hayatımda şu kişiydim diyecek. ama ne derece inandırıcıdır bilinmez, ha yeterli kanıtlar sunar, önceki hayatında olan insanları bulup kanıtlayıcı argümanlar sunar o zaman olabilir. ama bilmem kaç bin yıldır var olan dünya üzerinde muhtemelen böyle bir şey olsaydı reenkarnasyon kavramı kesin olarak var denirdi. o yüzden işte demek istediğim eğer varsa da, kimse bu hayatının yeni bir hayat olduğunu bilmiyor olmalı. diğer türlüsünde bu bir şekilde kanıtlanabilir olurdu.  ancak kanıtlanamıyor. fakat kanıtlanamıyor olması da o şeyin tamamen yokluğunu ortaya koymaz.

ben yeni hayat yahut hayatları olası görüyorum. özellikle dünya üzerinde sürekli olarak çeşitli acılardan geçen, çeşitli hatalardan geçen insanlar için mükemmel bir yeni başlangıç şansı olurdu. ha bilinmez elbette yeni bir hayatın bir öncekinden daha kötü olmayacağına dair bir garanti de yok. ama en azından bir şansın bulunması, hiç şansın bulunmamasından iyidir.

en azından ben yeni bir şans olmasını isterdim, saygılarımla.






20 Haziran 2026 Cumartesi

iyiliğin özüne dair düşünceler


iyilik nedir düşüncesi geçenlerde aklımı kurcalayan bir soru işareti oluşturdu. bu düşünce bir sabah vakti, saat henüz 8 değilken geldi. içten içe düşündüm ve ona dair bir şeyler yazmak istiyorum.

iyilik dediğimiz şey içinde bir kere herhangi bir çıkar barındırmamalı, karşılık güdüsü asla olmamalı ve yaratıcı da dahildir buna. bunu şöyle açıklayayım. günümüzde insanlar iyiliği bazen, "ne olur ne olmaz yapayım günün birinde bu insanın bana bir faydası dokunabilir" algısı ile yapabiliyor, hatta belki de çoğu insan böyle yapıyor, ki buna iyilik dememeliyiz. bu sadece kendi çıkarlarımızı düşünmek adına yapılan bir eylem olur. ortada çıkar varsa da burada iyilikten bahsedemeyiz yahut benim bakış açıma göre bahsetmemeliyiz.

iyilik kelimesi Türkçe sözlükte bulunan ikinci anlamına göre "karşılık beklenilmeden yapılan yardım" anlamına geliyor. burada ne diyor çok açık, bir karşılık beklenmeyecek ama sonuç olarak bu karşılık insanlarla sınırlı da değil, yahut artık her neye inanıyorsanız, islam inancı mı, hristiyanlık mı. karma denilen kavrama mı vs her ne olursa olsun karşılık beklememek. şimdi dilimizde şöyle bir söz vardır.

"İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir"

bu atasözünü nasıl yorumlarız söyleyeyim. insandan bir karşılık gelmese bile Allah bilir ve karşılığını verir. direkt hiçbir şeyi karıştırmadan buradan çıkarılacak sonuç budur. bazı islam inancına sahip insanlar burada şunu diyebilirler elbette ki bir karşılık bekleyeceksek Allah'tan beklemeliyiz. başka kimden bekleyelim.

tamam da işte bu iyiliğin ruhuna, olayına aykırı işte. bundan bahsediyorum. elbette ki yaptığımız iyi davranışlar sonucu da Allah'tan veya yukarıda da belirttiğim gibi karmadan bir karşılık gelecektir. ilahi adalet kavramı var ise. ama bizim bir beklentide olma halimiz çıkar gütmemizi gösteriyor. çıkar gösteriyorsak da bu iyilik olamaz işte. sen iyiliğini yaptın değil mi. bırak  da gerçekten iyi bir insan isen buna karar vermesi gereken kişi ya da düzen karar versin de sana hayatında ona göre güzellikler sunsun. sen bir beklentide olma. küçük yahut büyük fark etmeksizin, sen bir iyilik yaptığını söylüyorsun beklentide olmamalısın.

iyilik yapacaksam kendim şu iki süzgeçten geçiririm. birincisi o iyilikten insan yahut yaratıcı anlamında bir karşılık bekledim mi. eğer beklediysem o iyiliği yapmaktan hemen vazgeçerim. çünkü yapsam da artık bu iyilik olmayacak. bu süzgeci geçirince bir de içten içe kendime şunu sorarım. peki burada kibir mi hissettim. yani tamam evet, ben karşılık beklemedim ama içten içe bir kibir oluştu mu. eğer oluştuysa yine o iyilik eylemimi yapmam.

iyilik gerçekten düşünüldüğü kadar basit değil ve olmamalı da. ben iyilik toplum içinde yapılır yahut yapılmaz işin orasını tartışmıyorum. kimse kimsenin düşüncelerini bilemez. kişi belki toplum içinde yaptığı iyilik ile senin yalnız başına yaptığın iyilikten çok daha saf şekilde iyilik yapmıştır. ben bunu değerlendiremem zira o insanın içini bilemem. benim süzgecim yukarıda belirttiğim iki süzgeçtir. o eylemim ikisinden de sorunsuz geçiyorsa o iyiliği yaparım ve geçerim.

yani öz anlatımla, iyilik sadece yapılır ve geçilir, iyilik sadece iyi bir şey yapmak adına yapılır ve geçilir. sözlük anlamında yazdığı üzere hiçbir şekilde karşılık beklemeden.

saygılarımla.

28 Ocak 2026 Çarşamba

kapının felsefesi

 


kapının varoluş felsefesine dair bir deneme yazma isteği geldi aklıma ve bu sebeple de bu başlık altında kapının varolma sebebini ve kapının verdiği güven hissinden bahsetmek istiyorum.

 kapının varoluşu genel anlamda, yerleşik hayata geçen insanların, belli bir mahremiyeti gizlemek, mahremiyet alanı oluşumunu sağlamak ve bazı insanlar arasında duvarlar örmekle ilgilidir. bir kapının açık bırakılması hali, ben sizinle güvendeyim, dilediğiniz gibi buraya gelip benim özel alanımı görebilir, içeride ne konuştuğumu rahatlıkla duyabilirsiniz demenin dolaylı yoludur. peki bir kapının sürekli olarak açık olması hali, kapının varlığına ne denli uyumludur? kapı elbette ki açık da kalabilir, ama kapının sürekli olarak açık olması, ortada bir kapının gerekliliği durumunu yok eder. zira kapı ancak kapalı olursa bir anlama kavuşur.  

kapının kapalı bırakılması ise, benim birçok bireyin sahip olduğu üzere, birtakım özel alanlarım var, ben bunları seninle paylaşmak istemiyorum, bunları burada bu şekilde güvende tutuyorum demektir. ki yerleşik hayata geçen insanların da muhtemel maksadı budur. eğer sürekli olarak açık olarak bırakacakları bir alan olsaydı, o zaman kapının varlığına gerek duymazlardı. sürekli gelişmekte olan insanın gizlemek istedikleri şeylerin zaman içinde oluşması sebebi ile,  insanlar bunu bir çeşit örtü ile, bir duvar ile kapatmak istedikleri için ortaya kapı diye bir şey çıkardılar. ki bu da şu an insanlığın gelişimi ile oluşan en değerli ve nadide icatlardan biridir.

 kapılar zaman zaman açık bırakılır, ama yine de mümkün oldukça kapıları kapalı tutalım. zira kapı, yukarıda da belirttiğim üzere kapalı olursa anlama kavuşur.

 saygılarımla. 

12 Ocak 2026 Pazartesi

kraldan çok kralcı olmak deyimi

 


yine sözlük.gov.tr'den faydalandığım bir başlık altında daha buluşuyoruz. kraldan çok kralcı olmak deyimine dair de bir şeyler yazmak istedim. sözlük'ten baktığımızda anlam olarak tek cümlelik şunu görüyoruz. "birinin davasını ondan çok savunuyor olmak."

yaşıyor olduğumuz ülke sınırları içinde, günlük yaşantımızda, çalıştığımız iş yerinde çokça karşılaşırız böyle insanlarla. kral değişene dek kralı farklı uzuvlarından yalamakla meşgul olan insanlardır. evet bunlar direkt olarak adeta ortaçağda yaşıyormuşçasına krallık sistemine uygun yaşar ve yine o dönemin bir hareketi olarak kralı yalamakla meşgul olurlar. bu kral onlara dilediğini söyleyebilir, hatta gerektiğinde kamçılayabilir, ancak onlar kralı yalamaktan asla vazgeçmezler. hatta onların asıl mesleği yaptıkları mesleğin haricinde "kral yalayıcılığı" mesleğidir. onlar işlerini bu şekilde döndüren kişilerdir. kralım nerenizi isterseniz oranızı yalarımcı tiplerdir.

bu gibi tanımlamaları normal şartlarda benim blog sitemde göremezsiniz ve hayır ağır da olmadı. hatta hiç de ağır olmadı. onlar bunu kendilerine verilmiş bir lütuf olarak görüyorlar, neden ağır olsun ki? onlar bu meslek için var olmuşlar. onlar için kralın kim olduğu değil, krallıkta kimin bulunduğu önemlidir. krallıkta "insan olarak" en sevmedikleri insan dahi olsa, o insanlar onun krallığını yalarlar. çünkü bu gibi kişilerde kral yalama fetişi vardır. bu gibi kişiler bu fetiş uğruna hayatları boyunca gördükleri ve emri altında bulunan krallara itaat etmekle görevli kişilerdir.

para uğruna kral yalayıcısı olan insanlara açıkçası çokça acıyorum.

20 Temmuz 2025 Pazar

yalan dolan ile gerçeklerin anlatılması


not: bu yazı, Şafak Sezer'in "Yalan Dolan" isimli filmine dair tat kaçıran bir detay içermemektedir.

henüz biraz evvel bitirmiş olduğum Şafak Sezer'in başrolünde olduğu, yazanı ve yönetmeninin ise Michael Şahin Derun olduğu bir film. bu yönetmenin kaç eseri vardır, kaçını izlemişimdir emin değilim yalnız bu eserine bayıldım diyebilirim.

Şafak Sezer'in genel olarak filmlerini beğenen biriyim. bu filmini de sürekli olarak YouTube ile görüp izlemek istiyordum, yorumlarının da güzel olduğunu görmem sebebiyle izlemeye karar verdim, iyi ki de izlemişim.

bu filmden komedi beklentiniz var ise eğer izlemenizi pek tavsiye etmem, bana göre asla komik değil. yani en azından dümdüz hadi güldürelim komedisinde değil. fakat düşündürürken ağlanacak durumlara ben gülerim, alıştım diyorsanız o zaman bu gibi öğeler bolca mevcut. veya ögeler. öge biraz evvel chatgpt sayesinde öğrenmem sebebiyle gördüm ki eski Türkçe'de kullanılan haliymiş. ikisi de güzel, kullanılır, bu da arada bir ek bilgi olsun.

diğer film incelemelerinde de olduğu gibi bu filmde de sizlere tat kaçıran, keyif bozan bir detay sunmayacağım, bunu da hemen belirteyim. muhtemelen yazının en başına da bu bilgiyi eklerim, neyse, devam edelim.

bu film özelinde ne anlatıyor, neyi amaçlıyor söyleyeyim öz haliyle. dürüst olmanın daha da çok kaybettiğini ve bizlere sözde zor zamanımızda yardım ediyor gibi görünen bankaların aslında zor zaman dostu olmak değil de, zora düşene bir de biz vuralım mantığı ile çalıştığını anlatıyor. sürekli artan faiz oranlarından bu durumu eminim görüyor ve yaşıyorsunuzdur.

filmde de Şafak Sezer bir nevi kendi ekibi ile bu duruma bakış açısının çevrilmesini sağlıyorlar, yaptıkları davranışla. yaptıklarından söz etmeyeceğim, filmin fragmanında belki vardır, dileyen izleyebilir ben fragmanını da izlemedim.

filmde benim en beğendiğim oyunculuk Şafak Sezer ile birlikte Çetin Altay'dı. hatta replikleri ile bence başrolün adeta önüne de geçmiş desem pek yanılmış sayılmam, en azından ben öyle gördüm.

bunun haricinde de genel olarak filmdeki olay örüntüsü, oyuncular, filmi anlatmak istediği durum ile çokça beğendim. filme konu olarak ne diyebilirim tam emin değilim fakat yine de ağlanacak duruma gülebiliriz derseniz durum komedisi diyebiliriz.

izlemek arzusunda olanlara keyifli seyirler dilerim.