son 30 günde en çok ne okundu?

14 Temmuz 2024 Pazar

2023 eylül ayında google'da neler arattım

 


yazıyı yazmaya 09.04.2024 günü, saat 21:38'de karar verdim. bakalım devamını ne zaman getireceğim.

evet, 2023 eylül ayında eskişehir'de yaşıyordum, o sıra yapmış olduğum arama listemi sizlere sunuyorum, bunu böyle bir nasıl desem günlük olarak da düşünebiliriz, 2023 eylül ayına dair. aramalarımdan bazıları şu şekilde;

1 eylülde, saat 20:36'da boran kuzum'u aratmışım, neden arattığımı asla hatırlamıyorum.

2 eylülde, saat 21:48'de çömlek yemek'i aratmışım. nereden arattığımı tahmin edebiliyorum, zira o sıralar eskişehir'de ev yemekleri yiyebileceğim bir yer arıyordum. çömlek yemek salonu da güzel ve fiyat olarak da uygundu, muhtemelen ilk gidişlerimden biri olabilir, emin değilim bu konuda.

5 eylülde, gece saat 00:36'da akbank açılış saatini aratmışım, muhtemelen sonraki gün akbank'a gitmiş olabilirim. kredi kartı çıkarıyordum o sıralar.

aynı gün saat 21:36'da, klozet kapağı kaldırılır mı diye aratma yapmışım. yine mükemmel kafalar.

6 eylülde, saat 16:47'de "şuan tdk" araması yapmışım. şuan sözcüğünün nasıl yazıldığını kavramak için. ayrı yazılıyor şu an şeklinde. belirtmiş olayım.

8 eylülde, saat 17:08'cde türkiye ermenistan maçı araması yapmışım, hatta maç biletini aramışım sonrasında, o sıralar o maça çok fena halde gitmek arzum vardı. ama işte gitmedim.

9 eylülde, eskişehir akşam ezanı diye aratmışım saat 19:12'de. o sıralar bazı bazı oruç tutuyordum, muhtemelen yine oruçlu olduğum bir gündür.

10 eylülde, frodo araması yapmışım, frodo, eskişehir adalarda, en azından o dönem oldukça pahalı, hatta suyun dahi pahalı olduğu bir yerdi, şuan halen varlığını sürdürüyor mü ve pahalılığı ne durumda bilmiyorum. ekleme yapayım su çok pahalı, ama suyu frodo getirmiyor.

aynı gün saat 22:28'de eskişehir imsak 11 eylül araması yapmışım, anladınız zaten yine oruç tutma arzusunda olduğum bir gün.

11 eylülde, bilmezdim senden önce bunu araması yapmışım. melike şahin'in şarkısı vardı ya diva yorgun. o sıralar dehşet fazla dinlemiştim. muhtemelen şarkı adını bilmediğim için aratmışımdır.

13 eylülde, eskişehir imax var mı diye aratmışım. bunun da sebebi sanırım o dönemlerde yüzüklerin efendisi filminin yeniden vizyona girme haberi vardı. o yüzden aratmıştım ve yanlış hatırlamıyorsam imax yoktu. şuan var mı bilmiyorum.

aynı gün ibni sina KYK yurdu Eskişehir araması yapmışım. sebebi muhtemelen o dönem olan intihar olayları olabilir. o süreçte eskişehir'de sürekli intihar olayı oluyordu.

14 eylülde, yatak baza araması yapmışım. eve yatak almak istiyordum fakat almamıştım, puf koltuk vardı bir de L koltuk. genelde ikisinden birinde uyuyordum öyle.

16 eylülde, eskişehir sinema harry potter araması yapmışım. hangi gündü bilmiyorum fakat o dönem de harry potter filmleri vizyona giriyordu sıra sıra. muhtemelen o süreçte sinemaya gitmişimdir. aratma saatim de 14:20. belki o gün de gitmiş olabilirim.

aynı gün saat 20:38'de "damsız girilmez dam ne demek" araması yapmışım. halen bu konu bana saçma gelir, belki gün gelir buna dair de bir deneme yazarım.

19 eylülde, saat 00:01'de "doğaya verdiğimiz nefese ne denir" araması yapmışım, yukarılarda da dediğim gibi kafalar pırıl pırıl işte.

21 eylülde, zehra günel, sonrasında da zehra güneş araması yapmışım. ilkinde işte yanlış yazmışım zaten. malum milli takımımızın çok değerli voleybolcularından kendisi. 

22 eylülde, önce cenk tosun, sonra heijan araması yapmışım.

25 eylülde saat 12:27'de "sürat kargo laleli şubesi Eskişehir" araması yapmışım, kargodan bir şey alacaktım.

26 eylülde saat sabah 07:07'de, şartel hangi yöne açılır araması yapmıştım. şartel atmıştı o yüzden.

29 eylülde, "paribu cineverse espark tepebaşı/eskişehir" araması yapmışım. sinemaya gittim mi o tarihlerde hatırlamıyorum.



tatminsizlik hali ve güncelliği yakalamak



sürekli olarak güncelliği yakalamak halinin insan üzerinde bir tatminsizlik oluşturduğuna inanıyorum. nereden biliyorsunuz diye soracak olursanız eğer, kendimden diyebilirim, gelin biraz da tatminsizlik halinin sebeplerini araştıralım.

tatminsizlik hali nedir, genel olarak hayatta yaptıklarıyla ve zevk aldığı şeylerin kendisine zevk verme seviyelerinden sürekli olarak az etkilenmek ve hep daha fazlasını istemek ile ilgili. hep daha fazlasını ve daha riskli olanını. 

haz bana göre ve benim gibi düşünenler için öyle bir şeydir ki, yapılan şeyin risk boyutu arttıkça o şeyden alınan hazzın yüksekliği de daha çok tavan oluyor. şey gibi düşünebilirsiniz en basit böyle anlatabilirim, yasak olan şeyden zevk alma hali. tam olarak böyle. ama bu yasak kavramını da şöyle açıklamak istiyorum. toplum normlarınca yasak olan şeylerin yasaklılık hali. yani aslında belki yaptığınız eylem yaşadığınız ülkede yahut birçok ülkede suç dahi sayılmıyor. fakat toplum bu durumu çokça kınıyor, yeriyor, eleştiriyor vs.

işte tam olarak burada ben ve benim gibi düşünen insanların hazları daha fazla artmaya başlıyor. toplum yeriyor mu, toplum bunu kötü mü görüyor, ülkede bu şeyden haz alan insan sayısı hatta genel olarak dünya çapında az mı, evet. o halde ben ondan haz duyarım.

bunun aslında elindekiyle yetinmeme durumuyla biraz alakası var biraz da yok. alakası var çünkü evet, sizden bağımsız toplumda birçok insanın keyif, zevk aldığı şeylerden haz almıyor, onlarla yetinemiyorsunuz. maddi anlamda yok çünkü ben ve benim gibi olanlar çok da paraya önem vermez, hazları parayla alakalı değildir. sadece kendi düşüncelerinde oluştururlar ve düşüncelerini eylem haline getirmek düşüncesi dahi fena biçimde haz sağlar.

bu durumu yani sürekli kendi içinde güncel olup, tatminsizlik halini destekliyor muyum, hayır. gerçekten çokça zorluyor, yoruyor. bazen artık kendi kendime "şundan da tatmin ol artık" dediğim oluyor içten içe. ama bazen olamıyorum, beceremiyorum ve başaramıyorum. örnek vermem gerekirse hayatımda yeni bir haz denemeye çalışıyorum. o hazzı denedikten sonra, o hazza karşı olan ilgim azalıyor aslında. yani diyelim oldukça zor bir hazzı nihayet denedim, başardım da, ona karşı olan ilgim de azalıyor, yine, yeniden daha çok haz deniyor, haz arayışına giriyorum, kendimi kendime göre daha fazla güncel tutmaya çalışıyorum.

güncellik konusuna da şöyle değinmek istiyorum. yukarıda son cümlemde "kendimi kendime göre daha fazla güncel tutmaya çalışıyorum." dedim. evet, zaten bana göre güncellik insanın kendini kendine göre güncel tutma halidir. kendinizi toplumdan ya da başka bir insana göre güncel tutmak, eğer siz zihin yapısı olarak çok daha önde iseniz sizi güncel tutmaz. hatta belki aşağıya bile indirebilir. ancak kendinizi kendi bakış açınıza kendi dünya görüşünüze göre güncel tutmayı başarırsanız o zaman kendi içinizde güncelliği sürekli olarak yakalamış olursunuz. yani güncel olmaya çalışırken toplumu hedeflememek, kendi kendimizi hedeflemek gerekiyor diye düşünüyorum ve düşünmenin beraberinde hayatımda da bunu uyguluyorum.

zorluyor mu, evet zorluyor. güncelliği yakalamak zor, zaten güncel olmak istemek hali de tatminsizlik haliyle bağlantılı bir durum. yani buna en basit örneği yine akıllı cihazlardan örnek verebilirim. bu cihazlar artık kendi kendine yetinemeyip zaman zaman güncelleme arzusu hissediyorlar, sürekli bir güncelleme talebi gönderiyor size, ta ki siz güncelleyene dek. insanın da tatminsizliği tam olarak bu. kendisiyle yetinemeyen, kendi yaşayış ve hazlarından yeterli, istediği sonucu alamayan insan çözümü sürekli olarak güncel kalma arzusunda buluyor.

günümüzde sürekli olarak kendi alanında başarıyı yakalayan insanların da bunu kendi içlerindeki güncellikten olduğuna inanıyorum. başarılı olabilirler, ama bu sürekli o insanın mutlu olduğu anlamına gelmez. düşünmek, yetinmemek, tatminsiz olmak, sürekli günceli aramak yorucudur. yormak da sizi mutsuzluğa götürebilir. evet, çok da mutlu bir insan sayılmam, kendimi yormaktan, kendimi mutlu etmeye pek zamanım kalmıyor. gerçi kendimi yorma sebebim de tatminsizliğim zaten, tatmin olabilsem mutlu da olabileceğim.

ama kabullenmek gerekiyor sanırım, ben de böyleyim. 



13 Temmuz 2024 Cumartesi

geleceği görmenin heyecansız oluşuna dairdir

 



hayatın yaşadığımız anlardaki heyecan ile keyifli olduğunu ve bu keyfin de bize mutluluk verdiğine inanıyorum. bunu geçtiğimiz günler euro 2024 maçlarından birinde daha iyi anladım. evet bunu bir maç ile anladım, maçı izlerken oldu. hayatın içerisinde bir maç izlerken istemsiz şekilde, içten içe bir düşünmek hali içerisinde olmam nedeniyle bu yazıya kaynak alacağım düşünce böyle ortaya çıktı.

euro 2024 çeyrek finallerindendi, ingiltere ile isviçre arasında oynanan maç. trt1 o sıra bozuk olduğu için maçı tabii uygulamasından izlemek zorunda kaldım. herkeste böyle mi bilmiyorum ama şimdi bu tabii uygulaması normal canlı yayına göre maçı yaklaşık 1 ila 2 dakika arasında geç veriyor. e futbol bu neticede değil 2 dakika, 30 saniyede dahi ani bir pozisyon sonucu gol olabiliyor. maçı izliyorum tabii uygulamasından. bir yandan da internette canlı olarak skoru takip ediyorum, işte kim ne pozisyon yapıyor falan. maçın belki son 10 dakikası maçı bir tabii'den bir de bu belirttiğim şekilde canlı olarak skor ve pozisyonları takip ederek izledim. yani maçın skorunu zaten canlı olarak pozisyonuna kadar takip ettiğim için tabii uygulamasında maçı izlerken bir pozisyonda onun gol olup olmayacağını bile bile izliyordum. nerede kaldı bu maçın heyecanı?

özellikle de maçın canlı skorda bittiği ve tabii uygulamasında halen son dakikaların oynandığı an. maçın 90 dakikası 1-1 bitti. tabii uygulamasında ise halen canlıymışçasına devam ediyordu, ama ben skoru bildiğim için keyif aldım mı? hayır.

hayat da genel anlamda bu içerisindeki heyecandan ibaret, mutluluk da üzüntü de bu heyecan sonucunda karşımıza çıkıyor. heyecansız bir hayatın anlamı var mı? bana sorarsanız kesinlikle hayır. şimdi bunu gerçek hayatla şöyle bağdaştırmak istiyorum.

tabii uygulaması bizim gerçek hayatımız iken, maçın skorunu ve olaylarını canlı takip ettiğim, 2 dakika önde olduğum yer ise bir şekilde geleceği görebilme gücümüz olduğunu varsayalım. hatta bu gücü daha da ileri boyuta taşıyalım. düşünün ki hayatı yaşarken, hangi yaşınızda ne olacağını, hangi yaşınızda ne şekilde öleceğinizi, herhangi bir sınav başvurunuzun ne şekilde sonuçlandığını vs vs hepsini bilerek yaşıyorsunuz diyelim. yani baştan aşağıya heyecansız bir hayat.

şimdi bu düşünceyi lehe kullanmak amacıyla düşünen olabilir belki okurlardan, bilemiyorum. ne bileyim geleceği gördüğümüz için, artık daha kolay zengin olabiliriz falan. hayır ben işin o boyutunda değilim, ha onu da katabilirim ama ben işin sadece kendi hayatımıza dair geleceği görmek boyutundayım. sadece kendimizi bilebiliyoruz. yani gayet normal yaşantımızda bilinçsiz olarak doğal bir yaşantı halindeyken yaptıklarımızı görüyoruz sadece. ona müdahale edemiyoruz. yani kolay yoldan zengin olmak hayalini çöpe atın şuan, öyle bir şey yok olarak varsaydık.

heyecansız bir şekilde her şeyin sonucunu bilmek sizi ne denli mutlu yapardı ki? bir maçı izlediğinizde o maçın sonucunu bilerek izlemek. bir filmi izlerken onun sonunu bilerek izlemek ya da dizinin. yahut okuduğunuz bir kitap. yapıyor olduğunuz işteki tüm başarı ve başarısızlıkları görerek yaşamak, yaşamaya devam etmek.

heyecanı kalmayan bir hayat ne işimize yarar ki? ben anlıyor ve hissediyorum ki, geçtiğimiz ve bahsettiğm euro 2024 maçıyla gerçek manada keşfettim ki, hayat kavramı, içerisinde bulunan anlardaki heyecandan ibaret. o heyecan ya, içerisindeki heyecan kaybolursa, hayattan hiçbir şey kalmaz. şey gibi düşünelim, bu verilen bir örnektir daima.

hani 1 rakamı yazılır, işte bu karakteriniz denilir örneğin. yanına da başarı, sağlık, mutluluk kavramları 0 rakamı ile sıra sıra eklenir. fakat oradaki 1 rakamı çıkarıldığı an ortada hiçbir şey kalmaz. 0'ları anlamlı hale getiren orada tek başına duran 1 rakamı gibi hayattaki heyecan da. bu yazımda bahsettiğim olay bu. yaşamınızdaki heyecanı yani o 1 rakamını diri tuttukça mutlu olmaya daha çok yakın olacaksınız ve yakın olacağız. o 1 rakamını yani o heyecanı asla kaybetmemek arzusuyla.


30 Haziran 2024 Pazar

ramy dizisine dair kısa inceleme yazısı

 



bu yazı sadece ramy dizisinin tanıtımını yapmak amacıyla yazılacak olup, mümkün oldukça diziye dair tat kaçıran detay sunulmayacaktır.

ramy dizisi, 2019 yılında başlamış 3 sezondan ibaret bir dizidir, ülkemizde izlemek isteyenler, gain platformundan izleyebilirler. belki diğer platformlarda da mevcuttur bu konuda pek bilgiye sahip değilim. 

bu dizide neler anlatılıyor size sunayım. dizide, 4 kişilik mısırlı bir çekirdek ailenin amerika'da yaşamaya çalışma mücadelesi anlatılıyor. anne - baba ve bir erkek bir de kız kardeşten oluşan 4 kişilik bir aile. ramy de dizinin adı olmakla beraber aynı zamanda bu ailedeki erkek çocuğun ismi. zaten dizi genel olarak onun hayattaki arayışına dair ilerliyor. karakterin kendisi özellikle ilk sezonun sonuna doğru bir arayış içerisine giriyor, bu dine dair, inanca dair bir arayış. ilk sezonun hemen hemen büyük bir kısmı hayatı genel olarak kendi zevkleri doğrultusunda yaşıyor ramy isimli baş karakterimiz. dizide bu nedenle özellikle ilk sezon bolca seks sahnesi mevcut.

fakat ikinci sezon daha bir kendisine islam dinine adamış bir karakter görüyoruz, ikinci sezon da hemen hemen bütünüyle bu şekilde ilerliyor. üçüncü sezonda ise karakterimiz ilk iki sezona göre daha başka bir ruh halinde karşımıza çıkıyor. ancak her sezon genel olarak daha bir olgun ramy karakterini görüyoruz. bana göre bu karakter gelişimis sezon sezon çok iyi yansıtılmış.

dizide ramy karakteri dışında ayrıca bölüm bölüm diğer karakterlere de yer veriliyor. diğer karakterlerden kastım genel olarak ramy'nin ailesi. örneğin bir bölüm kız kardeşinin yaşantısı, bir bölüm babası yahut bir diğer bölüm annesi. yani aslında olay başta da belirttiğim gibi amerikada bulunan bir göçmen aile ve amerika'da yaşamaya çalışma halleri. 

bir de dizide bu ailede, ramy karakterinin dayısı rolünde biri var ki, aslında o sürekli olarak çevremizde yer alan bir kişi, temsili biri yani. sürekli komplo teorileri ile yaşayan, her bir ırka yahut her bir cinsel yönelime dair belli, sabit bakış açısıyla bakan biri. aslında bazı düşüncelerinde haksız da sayılmaz., bazı bölümler zaten bu karakterin yaşantısını da görüyoruz.

bu diziyi neden izlemeliyiz konusuna gelirsem, özellikle gerçekten bir arayış içerisinde olanlara mutlaka tavsiye ederim bu diziyi. aslında bu arayışı sadece dini bir arayış olarak da düşünmeyin. genel olarak neye dair bir arayış haliniz varsa bu dizide sizi çekebilecek şeyler olduğunu düşünüyorum. ayrıca biliyorsunuz ki yabancı diziler genel olarak kısa kısa bölümlerden oluşuyor. 20-30-35 dakikalık bölümlerden oluşuyor genelde. her sezon da yanlış hatırlamıyorsam 10 bölümden oluşuyordu. yani özellikle boş vakti olan biri 1 haftada yahut 2 haftada rahatça bitirebilir diye düşünüyorum.

ülkemizde neden yeterince adından söz ettiremedi bilmiyorum fakat ben konusu, karakterleri işleyişi falan derken çokça beğendim bu diziyi. ki dizi konusunda oldukça seçiciyim, çok dizi izleyen biri değilim. o sebeple bu diziyi izlemenizi özellikle tavsiye ediyorum.



10 Haziran 2024 Pazartesi

neden yazma arzusu hissederiz

 


bugün ansızın aklıma böyle bir soru geldi ve ben de bu soruyu bir deneme içerisinde kendime açıklamak istedim. sonrasında hem ben hem de bu yazıyı okuyanlar hep birlikte bu yazıdan nasipleneceğiz kısmetse. evet nasiplenmek. tutunamayanlar dizisinden fehmi abinin bir repliğidir. nasiplenmek. neyse işte geçelim.

hemen hemen birçok denememde olduğu üzere, bu denememde de türkçe sözlük nimetinden faydalanacağım. yazmak kelimesinin birçok anlamı var, ben bir kısmını ekleyeceğim aşağıya sadece.


1. -i Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak:
      "Büyük bir heyecan, bir haz içinde şu satırları yazıyorum." - Ömer Seyfettin

2. -i Yazı ile anlatmak, yazıya dökmek:
      Adresini bilmiyorum ki yazayım.

3. -de Yazar olarak görev yapmak.

4. nesnesiz Yazı ile bildirmek, haber vermek:
      "Mağlubiyet Almanya'yı karıştırmış, gazeteler yazıyor." - Attilâ İlhan

5. -i Bir bilim veya edebiyat eseri oluşturmak.


benim aslında kendi yazmak arzumun temelini buradaki anlamlar karşılamasa da yakın anlam olarak bir ve ikinci anlamı tercih edebilirim. evet netice olarak kendi sözlerimi yahut kendi düşüncelerimi özel işaret veya harflerle anlatıyorum. aynı zamanda yazı ile anlatmış ve yazıya dökmüş oluyorum tamam, ilk iki anlam da bir şekilde dolaylı yoldan yazma sebebimi karşılıyor.

ama aslında yazmanın temeli bu olmamalı, yani bunlardan daha önemli bir anlam sunmalı. örnek vereyim, bence bir yazmak eylemi, eğer felsefi bir yazı ise topluma bir şeyler kazandırma amacı taşıyor ise bence onun vermek istediği anlam, yani o yazının yazılış anlamı toplumu ihya etmektir. şimdi burada bir sözcük çıkıyor. daha doğrusu direkt ihya etmek olarak kullandığım için sizlere hemen sözlükten ihya etmekten kastımın anlamını açıklayacağım.

1. canlandırmak:
      "Bin türlü giriftliklerle akıp giden bugünkü ahval ve şeraiti yarın ihya etmek kabil midir?" - Hüseyin Cahit Yalçın

2. mutluluğa kavuşturmak.

3. bayındır bir duruma getirmek.

bir yazı, yani felsefi bir yazı eğer yukarıdaki belirttiğim amaçları taşıyor ise, bu gibi yazılardaki "yazmak arzusunun" amacı, toplumu canlandırmak, toplumu mutluluğa kavuşturmak olmalıdır diye düşünüyorum. bunların da beraberinde aslında bireyin, yani o yazıyı, eseri yazan bireyin kendisini de ihya etmesi anlamını taşımalıdır. çünkü gelişim insanın kendisi ile başlar diye düşünüyorum. kendisi henüz gelişememiş bir insan toplumu ne kadar geliştirebilir emin değilim. bence böyle kişiler zaten geliştirme gayretine de girmemelidir diye düşünüyorum. buna en iyi örneği konu dışına çıkarak şöyle verebilirim. "henüz kendisi iyi gelişmemiş evli çiftlerin hemen çocuk yapma arzusuna girişmeleri ve çocuk yapıp ona kendilerinde olmayan eğitimi sunmaları" gibi.

peki bunun haricinde, benim asıl yazma maksadım ne, biraz da ondan bahsedeyim. benim ikinci şiir kitabım için düşündüğüm şöyle bir giriş cümlem vardı. aslında bu genel olarak yaşamdaki yazma amacımı özetleyen, anlatan, tanımlayan bir cümle, hemen ekliyorum.

"şiir yazmaya dair fetişim var benim, bu eserleri buraya yazmasam, kendimi aniden bir yerlerden aşağı atar veya herhangi bir yerde asabilirdim."

yazmak benim için bu denli önemli. elbette ki burada aşağı atmak yahut asmak fiilleri mübalağa sanatının eseri olan, bu yazmak eylemine dair arzumun nasıl yüksek olduğuna dair olayı pekiştirmemi sağlayan bir edebiyat oyunu.

yazılarımın asıl amacı gerçekte içimde yazmaya dair olan bir fetiş arzusu gibi olan şeyden kaynaklı. evet, fetiş arzusu gibi olan şey. yahut fetiş. bazen bazı cümleleri uygun kelimerle dolduramayız işte, uygun kelime çıkmaz, bir şeye benzetip şey derseniz, bu da öyle bir şey tam olarak.

içimdeki duyguları, düşünceleri, hayata dair yaşayış şekillerimi, yaşamayı arzu ettiğim şekli yazmayı seviyorum, doğru gördüğüm şeyleri yazmayı seviyorum. bu benli mutlu ediyor. mesela bu blog sitemde üç ayrı şaire dair üç değerli şiirin de benim için yorumlanmasını yaptım. ki şiir yorumlamak bence mükemmel olay, orada onun şairi tarafından ne anlatmak istediğine dair düşünmek. bunun için geçen zamanın her bir zerresi, hepsi ayrı mükemmel ve güzel detaylar benim için.

yazılarımda toplumu ihya etmek kaygısı var mı bilmiyorum, kendimi muasır ve entelektüel bir insan olarak görüyorum, bu egodan bağımsız bir olay, gerçekten yaşayışımı bu şekilde yapmaya gayret ediyorum, düşüncelerimi güncel tutmaya çalışıyorum. gerçek bir muasır ve entelektüel olabilmek adına, gerçi amacım bu da değil fakat benim yaşadığım hayat şekli, doğru bildiğim eylem ve düşüncelerim beni muasır ve entelektüel biri haline getiriyor. bunun farkında olmak gerçekten önemli bir olay. 

yedi yıl oldu bu ay, tam olarak yedi yıldır burada kendimce bir şeyler anlatıyor, yazıyor, yorumluyorum. yedi yıldır birbirinden farklı insanlar okudu belki. belki bir şeyler katabildim yahut katamadım, ama amacımı en azından yazarak gerçekleştirmek arzum var. kendimi mutlu etmeye dair amacım ve dünyanın en azından erişebildiğim bir kısmını mutlu etmeye dair amacım. bu da aslında ihya etmekle ilgili bir durum neticede. yapabildiysem, yapabileceksem ne mutlu. 

sonuç olarak söylemek istediğim yazmak benim değerli kutsalım ve ben yazmadan yaşamak eylemini yaşamak olarak sürdüremem. 

hepinze mutluluklar, güzellikler arzu ediyorum.