yazmaktan çokça, oldukça, manyakça keyif aldığım bir yazı başlığı daha sunacağım sizlere. şiirlere dair yorumlama yazıları yazarken, geriye dönüp onu okurken çokça keyif alıyorum. umuyorum ki sizler de aynı keyfi alırsınız, şimdi sizlere küçük iskender'in "hasta hayat depoları" isimli sel yayıncılğa ait kitabındaki 67 nolu şiiri sunuyor, buna dair sizlere kendimce yorumlamaya başlıyorum.
son 30 günde en çok ne okundu?
-
şunu söylemeliyim ki, ben filmleri genel olarak sinemada izleyen biriyim, imkanım oldukça. ama bunu biliyoruz ki torrent şuan oldukça fazla ...
28 Temmuz 2024 Pazar
küçük iskender'e göre tüketmek fiili
saçmalamalar serisi, her insan ölümcül hastalığa sahiptir.
canlı türü olarak, insanlar olarak, hepimiz ölümcül bir hastalıkla açıyoruz gözümüzü. bu hastalığın tedavisi de henüz bulunamadı.ölümden bahsediyorum evet. her insan öleceğini bilerek dünyaya bir bebek getiriyor. o bebek öleceğini bilmeksizin insanlaşıyor. insanlaştıkça daha çok anlıyor öleceğini. iki yetişkin insan öleceğini bilerek bir çocuk getiriyor dünyaya ve zamanında onlar da ölecekleri bilinerek dünyaya getirilmişlerdi. hepimiz bu hastalığa sahibiz. bu hastalığın tedavisi de henüz bulunamadı. yani hepimiz aslında hastalıklı insanlarız, tedavisi henüz var olmayan, ölümcül bir hastalık sahibi. ve beraberinde hastalıklı çocuklar dünyaya getirmeye de devam ediyoruz. tedavisi henüz bulunmadıkça, doğan her yeni bebek, ölümcül hastalığa sahip olduğunu öğrenerek insanlaşmaya devam edecek.
saçmalamanın özü, insan olmak, ölümcül bir hastalıktır, ölümüne yaşıyor ve devam ediyoruz yaşamaya. ölümüne.
saçmalamalar serisi, parça bir, tarih 28.07.2024, saat ise 17:48.
27 Temmuz 2024 Cumartesi
bu deneme tamamen yapay zeka ile hazırlanmıştır #1
merhaba sayın okur, bu kez de tamamen yapay zekayı kullanarak temmuz ayında sizlere bir yazı daha sunmak istedim. şimdi sizlere aşağıda sunduğum yazının başlığından itibaren tümü, google gemini ile hazırlandı, kendisine teşekkür ediyorum çokça. ayrıca yukarıdaki fotoğraf da, microsoft copilot tarafından hazırlandı. yani o dahil yapay zeka.
Dünya Dillerinin Renkli Paletinden: Farklı Sözcüklerin Büyülü Dünyası - Genişletilmiş Bir İnceleme
Dünya, binlerce farklı dilin bir araya geldiği, adeta devasa bir dil ormanı gibidir. Bu ormanda her dil, kendine özgü bir çiçek gibi açar ve dünyaya farklı kokular, farklı renkler sunar. Diller arasındaki en çarpıcı farklılıklar ise belki de sözcüklerde kendini gösterir. Bazı sözcükler o kadar özgün ve karmaşıktır ki, başka hiçbir dilde tam karşılığı bulunamaz. Bu sözcükler, kültürlerin, coğrafyaların ve insanların zihin dünyalarının aynası gibidir.
Doğayı İfade Eden Özel Sözcükler
Doğa, insan hayatının en temel unsurlarından biridir ve farklı kültürler doğayı farklı şekillerde algılar ve ifade eder. Örneğin:
- İnuitler: Kutup bölgelerinde yaşayan İnuitler, karın farklı türlerini (yağan kar, buz, karla kaplı toprak vb.) ifade etmek için çok sayıda farklı kelimeye sahiptir. Bu, onların yaşamlarının karla iç içe geçmesini ve bu doğal olaylara karşı geliştirdikleri derin bir anlayışı gösterir.
- Aborjinler: Avustralya'nın yerli halkı olan Aborjinler, çöl ortamında yaşamak zorunda kaldıklarından, çölün farklı özelliklerini (kumun türü, rüzgarın yönü, bitki örtüsü vb.) ifade etmek için zengin bir kelime hazinesine sahiptir.
Duyguları İfade Eden Özel Sözcükler
Duygular, insanın en temel deneyimlerinden biridir ve farklı kültürlerde farklı şekillerde ifade edilir. Örneğin:
- Japonca: "Komorebi" kelimesi, ağaç yapraklarından süzülen güneş ışınlarının oluşturduğu desenleri ifade eder ve doğa ile insan arasındaki bağa işaret eder. "Wabi-sabi" ise mükemmel olmayanın güzelliğini, yaşlanmanın ve değişmenin doğal olduğunu ifade eder.
- Portekizce: "Saudade," özlem ve hüzün karışımı bir duyguyu ifade ederken, "Farofa" kelimesi ise bir tür mısır unundan yapılan yemeğin yanı sıra, sıcak bir aile ortamı ve samimiyeti de ifade eder.
- Tagalog: "Gigil" kelimesi, bir şeyi sıkmak isteyen tatlı bir dürtü anlamına gelirken, "Hiya" kelimesi, utanç ve mahcubiyet duygularını ifade eder.
Sosyal İlişkileri İfade Eden Özel Sözcükler
İnsanlar arasındaki ilişkiler, kültürlerin temel yapı taşlarından biridir. Farklı kültürlerde, sosyal ilişkileri ifade etmek için kullanılan sözcükler de farklılık gösterir. Örneğin:
- İngilizce: "Cosy" kelimesi, sıcak, rahat ve samimi bir ortamı ifade ederken, "Hygge" (Danca kökenli) kelimesi, basit şeylerden keyif alma ve rahatlamayı ifade eder.
- Arapça: "Karma" kelimesi, bir kişinin kaderi veya yaşamındaki olayların birbiriyle bağlantılı olduğu inancı ifade eder.
Soyut Kavramları İfade Eden Özel Sözcükler
Farklı kültürler, soyut kavramları farklı şekillerde algılar ve ifade eder. Örneğin:
- Almanca: "Fernweh," hiç gitmediği bir yere duyulan özlem anlamına gelirken, "Schadenfreude," başkalarının başına gelen kötü şeylerden zevk alma duygusunu ifade eder.
- Yunanca: "Kairos," doğru zaman veya fırsat anlamına gelirken, "Metanoia," zihinsel bir dönüşüm veya kişinin hayatına dair derin bir anlayış kazanması anlamına gelir.
Dilin Kültürel Kimlik Üzerindeki Etkisi
Dil, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir kültürün aynasıdır. Bir dildeki sözcükler, o kültürün değerlerini, inançlarını ve yaşam tarzını yansıtır. Örneğin, İnuitlerin karla ilgili zengin kelime hazinesi, onların yaşamlarının karla iç içe geçmesini ve bu doğal olaya karşı geliştirdikleri derin bir saygıyı gösterir.
Sonuç olarak, dünya dillerindeki farklılıklar, insanlığın ne kadar çeşitli ve zengin bir kültürel mirasa sahip olduğunu gösterir. Her dil, bir hazine gibidir ve bu hazineleri keşfetmek, farklı kültürleri anlamamıza ve dünyaya daha geniş bir perspektifle bakmamıza yardımcı olur.
linç kültürünün npc davranışı olduğuna dairdir
sosyal medyada ve genel olarak toplum içerisinde hayatın içerisindeki sosyal meydanlarda sürekli olarak artmakta olan linç kültüründen ve bunun bir npc davranışı olduğundan bahsetmek istiyorum. öncelikle bu sözcüğün, "linç" sözcüğünün anlaımına tdk'dan bakalım.
"Birden çok kimsenin kendilerine göre suç olan bir davranışından ötürü birini, yasa dışı ve yargılamasız olarak öldürmesi."
yani şöyle açıklayayım. ortada suçun varlığı henüz kesin değil. yani bir olay var, bir suç olduğu düşünülüyor ve olay anında kişi dövülüyor yahut öldürülüyor, yahut sosyal medyadan itibarına karşı çeşitli ağza alınmayacak sözler söyleniyor. şimdi linç direkt olarak bildiğim kadarıyla TCK'da bir suç olarak bulunmuyor ancak şöyle ki, linçte yapılan davranışlar bir şekilde suç unsuru oluşturuyor zaten. örnek veriyorum bir kişiye karşı, anlamadan ve bilmeden, durumun gerçeğini hiç duymadan, araştırmadan, halka karşı bu durumda kin duymaya itersen, o kişiyi aşağılarsan, bu durum TCK'da 216/1 maddesine göre, "halkı kin ve düşmanığa tahrik ve aşağılama" suçuna giriyor. toplumumuzda ne var mesela hemen bahsedeyim.
insanlarımız özellikle taciz konusundan müzdarip, yani kadınlarımız. toplum içerisinde, toplu taşımada yahut yürürken, bir kadın taciz edildiğine dair bağırdığı anda o kişi orada dövülüyor. taciz olsa da olmasa da belirteyim, o kişiyi orada dövmek suç. başta bunu kavrayalım. yani herhangi birinin söylemine karşı hemen bir kişiye karşı on kişi atlayıp dövdüğünüz takdirde suç oluyor. ayrıca birden fazla kişiyle dalıyorsanız muhtemelen suçun ceza miktarı daha fazla da artıyor diye biliyorum, yani ilk başta bunu kavrayalım. sonra yok efendim benim maksadım kadını korumaktı falan filan durumlarına girmeye kalkmayın.
ortada velev ki bir suç varsa da ilgili kolluğa haber verilir, kollukça gerekli araştırma yapılır, tahkikat gerçekleşir, sonra olay savcılığa geçtiği takdirde savcılık soruşturur, savcılık da burada bir suç olduğu kanısına varır ise bu hususta mahkeme tarafından cezalandırılması amacıyla bir iddianame düzenler, bu doğrultuda mahkeme de eğer ki suçlu görürse o kişi hapis cezası yahut adli para cezası alarak cezasını çeker. siciline göre çekmeyedebilir bu ayrı bir olay. ama bir şekilde bir suçun, suç olarak sübut bulabilmesi için bu aşamalardan geçmesi gerekiyor. kimse deli yürek vari hareketlere girmeye kalkışmasın yani.
ki ortada şöyle bir olay var. kadının doğru söylediğinden nasıl emin oluyorsunuz da o insanı dövebiliyorsunuz yani. yolda alelade tanımadığınız kadın yani. belki adama bilerek başka bir konudan dolayı iftira atıyor, kadın da toplumun "npc" karakterleri çokça barındırdığı için, böyle bir yola başvurarak adamın dövülmesini sağlıyor, ne bileyim itibarını zedelemek istiyor vs. neden siz bu duruma alet oluyorsunuz, illa bu gibi durumlar sizin de mi başınıza gelmeli. bir kişiyi meydanlarda, toplu taşımada dövmek ayrı suç sosyal medyada itibarına karşı aşağılamak hali, yahut yukarıda da dediğim gibi halkı bu doğrultuda o kişye karşı tahrik etmek ayrı suç. bildiğiniz suç arkadaşlar TCK'da varolan bir suç. kimse kendi adaletini kendi sağlamaya kalkışmasın. ayrıca bunu yapan npc karakteri olanlara şunu sormak istiyorum, aynı durum bir erkeğin başına gelse, bir erkek kadın tarafından taciz edilse, yahut kadın tarafından kötü bir duruma düşürülse o erkeğin yanında olacak mısınız? ha yanında oldunuz diyelim, bunu o kadına nasıl göstereceksiniz?
yani karşıdaki erkek olunca hemen dövebiliyorsunuz ya hani. kadın olunca şey dersiniz değil mi, yok efendim olur mu öyle, kadın hiç taciz eder mi, erkek yapmıştır falan dersiniz değil mi? bunu da yapan yine erkekler yani, hemcinslerim, düşünemiyorlar. daha doğrusu söz konusu kadın olduğunda farklı uzuvlarıyla düşünmeye çalışıyorlar, hemen bir kahramanlık haline bürüneyim, hadi bu erkeği kendi elimle cezalandırayım haline giriyorlar.
bunu yapmayın, bu sizi kahraman yapmaz. bu sizi suçlu yapar, belki sicilinizi bozar, belki girmek istediğiniz işe girmenizi engeller. bir şeyler yapmadan farklı uzuvlarınızla düşünmek yerine mantıklı olarak düşünün, mantıklı bir karar verin. o anda düşünüp kalmayın, o anın sonrasını düşünün. insanları linç etmek doğrudan suç değil ama linç içerisindeki eylemler sebebiyle zaten suç haline çokça rahat şekilde dönüşüyor.
neden npc davranışı olduğunu belirteyim. nedir npc, oyunlarda hiçbir düşüncesi, hiçbir mantığı olmadan, belli birkaç kodlamalar doğrultusunda aynı eylemleri yapan kişi ve kişiler bütünü. sizin anlayacağınz dilden. yani bir yere yürümeye dair kodlama verilir, o kişi oraya öylece yürür. yani siz de, bir kadın beni taciz etti dediğinizde hurra hemen 'tacizci olduğu henüz belli olmayan' kişiye saldırdığınız an, npc karakterlerden farkınız kalmıyor. var mı kadının kanıtı, varsa da dövmeyeceksin. kolluk yapacak işini. sen bir şey yapamazsın, yapacağın tek şey ihbar etmek olur, ki bunu da yine o kadın yapabilir. yapamayacak durumda olursa yaparsın o ayrı bir şey. ama kadınlarımız zaten her zaman diyorlar ya, "biz her şeyi yapabiliriz" diye. böyle bir durum elbette ki hiçbir insanın başına gelmesin, taciz, tecavüz çok berbat olaylar. ama merak etmeyin bu duruma uğrayan erkek olsun, kadın olsun, polise ihbar edip gereğini yapabilir. siz hemen kadının komutuyla hareket edip oradaki kişiyi darp etmek suretiyle linç etmeniz suç. düşünün sadece, bir şeyler yapmadan önce biraz düşünmek gerek.
saygılarımla.
26 Temmuz 2024 Cuma
kadınlara yapılan 'pozitif' ayrımcılığa dairdir
kadınlara gerek iş yerlerinde gerek toplu taşımada yapılan 'pozitif ayrımcılığın' aslında bir saçmalık olduğuna, bunun erkeklere yapılan bir haksızlık olduğuna önemli noktalardan değinmeyi amaçlıyorum, haydi başlayalım.
örnek veriyorum, bir erkek ve bir kadın aynı işe girdiler, aynı pozisyonda, unvanda çalışıyorlar. böyle bir iş yerinde, 'kadının yapamayacağının düşünüldüğü' bir iş var diyelim yahut işler. ancak o iş o pozisyonun tanımında bulunuyor. yani o pozisyonda bulunması nedeniyle, işe girenin cinsiyetine bakılmaksızın o işi yapması gerekiyor. ama aynı iş ortamında bir erkek var ise, oradaki kadına pozitif ayrımcılık adı altında o iş erkeğe bırakıldığı an burada 'pozitif ayrımcılıktan' söz etmek yanlış olur. erkeğin burada suçu ne? neden kendisiyle aynı statüde olan birisi yalnızca 'kadın' olduğu için, kendisine daha fazla iş yükü binsin ki? erkek olmayı yahut kadın olmayı kendisi mi seçti demeyeceğim. olay bu değil. olay şu. o kadın bu işin görev tanımlarını bilmeli ve bu şekilde o işe başvurmalı. ha diyelim bildi yahut bilmedi, o şekilde başvurdu ve işe hak kazandı. bu artık erkeği bağlamaz. o iş kadına verildiyse kadın yapacak, erkeğe verildiyse erkek yapacak. kimse cinsiyetinden dolayı fazla yahut az iş yapmamalı. buna pozifit ayrımcılık demek başlı başına saçma bir olay. ayrımcılık zaten başlı başına insanları ayırıyor, sen başına ister pozitif getir ister negatif getir boş yani. o kelime bir kere başlı başına yanlış anlama geliyor. iş yerinde ayrımcılığı neye göre uygularsın, bir personelin özverili çalışıyordur, onu o anlamda daha bir üstte tutarsın, onu anlarım. kadın olur, erkek olur, işini iyi yapan bana göre üstte tutulmalı, gerektiğinde ödüllendirilmelidir. ama kimse yalnızca cinsiyeti nedeni ile işten kurtulmamalı yahut daha fazla çalışmamalıdır.
yine iş ortamında bir örnek vereceğim ki, bu benim halen aklımı almıyor, adeta delirtiyor. hemen bahsedeyim. devlet kurumları açısından belirteceğim bu durumu, özel şirketler adına durumu bilmiyorum. biliyorsunuz ki erkekler için zorunlu bir askerlik görevi var. diyelim ki erkek şahıs belli bir süre belli nedenlerle askerliği tecil ettiriyor. bir yandan çalışıyor. belki yıllardır çalışıyor. ancak sonra tecil süresi bitince mecburen askere gidiyor. 6 aylık bir süre. şimdi bu erkek şahıs 'zorunlu' olan görev nedeniyle askere gittiğinde maaşının hepsini almasını geçtim, 3'te 1'ini dahi alamıyor. kimse soruyor mu acaba bu erkeğin bakması gereken bir ailesi, bir anne babası var mı? yahut ödemesi gereken borç var mı? gerçekten bu hiç sorgulanmıyor mu, hiç mi bu zamana dek bu gibi durumlara düşen olmadı. bu gibi durumlara düşen hemcinslerim ne yapıyorlar gerçekten merak ediyorum. kişinin maaşını kendisi için almasını da geçtim. diyelim ki gerçekten hasta anne babası var, kendisinden başka maddi anlamda bakacak kimse de yok. bu kişi maaşını 6 ay alamayınca ailesine nasıl para gönderecek sorarım. peki ya kadınlarda şu durum nasıl oluyor belirteyim. diyelim ki bir kadın hamile kaldı, bu hamile kalmakta ne kadar sınır oluyor bilmiyorum, yani sınırdan kastım kaç çocuğua kadar bir durum var bilmiyorum muhtemelen öyle bir sınır da yoktur. neyse konuya geçeyim. diyelim ki kadın hamile oldu, doğum iznine ayrılacak. doğumun evvelinde 8 hafta, doğum sonrası da 8 hafta "ÜCRETLİ" izne ayrılıyor. evet, ücretli. kadın gayet, istediği kadar çocuk yapıyor, yaptıkça da toplamda 16 hafta, yani toplamda 4 ay boyunca ücretini alıyor. 3 kez çocuk yaptığını varsayalım. her çocuk için 16 hafta, 48 hafta. neredeyse 1 yıllık bir süre kadın 3 çocuk için ücretli şekilde izin kullanabiliyor. ve bilindiği üzere çocuk yapmak aile kurmak bunlar kişinin, ailenin "ARZUSU" dahilinde olan şeyler. yani kadın hayatı boyunca çocuk yaptıkça ücretli izne ayrılabiliyorken, erkek "zorunlu olan vatan hizmeti" yerine getirirken, ki bilindi üzere bir kez yapılıyor, bu durumda ailesinin durumuna, kendi durumuna bakılmaksızın maaşının herhangi bir kısmını alamıyor. ne kadar da harika bir şey değil mi pozitif ayrımcılık, bu açıdan bakmış mıydınız, ya da bunu biliyor muydunuz? bilmiyorsanız da öğrenmiş oldunuz bu yazı ile.
bir diğer durum toplu taşıma. hep iş yerlerinden örnek vermeyeyim. toplu taşıma kişilerin keyfine bakılmaksızın, özel olan bir araç değil bilindiği üzere. diyelim ki ben toplu taşımada bir yere seyahat ediyorum. yahut dolmuş diyelim. her yer dolu. bir tane ikili koltuk var, bir tane de tekli koltuk. ben erkenden gelmişim tekli koltuğa oturuyorum. ikili koltuğun birinde erkek var diğeri de boş. kadın geliyor. aman efendim ben bir kadınım erkeğin yanına oturmam diyor. diğer insanlar da adeta "NPC" gibi, evet "NPC", bunun ne olduğunu bir yazımda anlattım, özetle belirtmem gerekirse, düşüncesi yok, zikri yok, fikri yok, düz kodlanmış bir insan diyelim. bu gibi insanlar, tabi efendim olur mu öyle, sen tekli koltuktan kalk, diğer erkeğin yanıan geç, kadın tekli koltuğua otursun diyorlar. neden yahu? ben erkenden geldim oturdum. ben geç geldiğimde kadını yerinden edebiliyor muyum? ve neden edeyim. kadın erken gelmiş oturmuşsa orası onun hakkıdır, oturmuştur, bitmiştir artık. ben gelmişsem benim hakkımdır, bu kadar düz ve basit bir mantık. çok özel olarak seyahat arzusunda olan 'kadınlar' var ise ya özel araba alırlar ya da taksi tutarlar. bu gayet açık yani.
hayatın hemen hemen her alanında pozitif ayrımcılık lafını duyuyorsunuzdur, aklınza gelebilecek her yerde. bu benim canımı çok sıkıyor çünkü erkeğe de kadına da, kimse kimseden dolayı bu hayatın zorluğunu daha fazla çekmemeli. pozitif ayrımcılık dediğimiz şeyin pozitiflikle alakası sadece kadınlaradır. bir yerde bir insana alakasız şekilde fazla gösterilen müsamaha, oradaki diğer insanlara karşı saygısızlık ve adaletsizliği oluşturur. hayatın hiçbir yerinde, kesinlikle pozitif ayrımcılığı bu örnekler ve daha da çoğaltılabilecek örnekler sebebiyle desteklemiyorum. kimsenin cinsiyetinden dolayı ayrımcılık görmesini doğru bulmuyorum.
saygılarımla.



