1. isim, felsefe, toplum bilimi Yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı ölçüt, uyulması gereken kural, düzgü.
2. isim Önceden belirlenmiş kalıp, düzgü.
1. isim, felsefe, toplum bilimi Yargılama ve değerlendirmenin kendisine göre yapıldığı ölçüt, uyulması gereken kural, düzgü.
2. isim Önceden belirlenmiş kalıp, düzgü.
bu defa monologluğa dair bir miktar cümleler karalamak istiyorum. monolog kelimesinin anlamı nedir? birçok anlamı vardır ancak benim burada üzerinde konuşacağım anlamı, kendi kendiyle konuşanlara dair olan anlam üzerine.
yazımın başlığı neden monologyada yaşamak?
monologya, muhtemelen bazı alanlarda kullanılmış bir kelime olabilir ancak ben bu kelimeye şöyle bir anlam vermek istiyorum. "kendi kendisiyle konuşanların diyarı."
evet, ben bu sözcüğe böyle bir anlam vermek istedim. TDK'nin web sitesinde de böyle bir sözcük olup-olmadığına baktım, sözlüğe göre böyle bir sözcük yok. o yüzden en azından şuan için rahatlıkla kendim böyle bir anlam katabilirim. monologya, aslında çoğumuzun bir şekilde içerisinde yer aldığı bir evren, bir diyar, ya da ne şekilde nitelendirirseniz. kendi kendinizle konuştuğunuz an, o diyarda bulunan insanlarla aynı yeri paylaşıyor oluyorsunuz.
peki monologyada bulunmak, kendi kendimize konuşmak bize ne gibi güzellikler katabilir?
bir konuyu elbette diyalog halinde bir ya da birden fazla insanla konuşup, tartışabiliriz. bir konu üzerinde muhabbet edebiliriz. peki kendi kendimizle olunca bu neden tuhaf karşılanıyor? ki bunu bir de özellikle kalabalık bir toplum içerisinde belirgin bir şekilde yaparsanız, oldukça tuhaf karşılanırsınız. ama aslında iki ya da daha fazla kişinin birbiri ile konuşması kadar normal bir durum.
buna dair şöyle bir soru cevap yapmak istiyorum, tek soru ve tek cevaptan ibaret. ardından cevaba dair açıklamada bulunacağım.
soru, monologyada zaman geçirmek bize ne katar?
cevap; öz, özgünlük, benlik, bize dair düşünebilme yeteneği, daha çok kendimiz olabilme yeteneği.
özümüzü ortaya ne kadar çıkarırsak o kadar çok bulunduğumuz topluma dair farklılıklar oluşturabiliriz, zira diğer türlü, bu konuda önceden bir yazımda da belirttiğim gibi, diğer toplum üyelerinden farkımız kalmaz. toplumda diğer toplum üyelerinden farkımız olmadıkça da, toplumumuzun ilerlemesini beklememeliyiz, zira kendisini sürekli tekrar eden bir toplumdan hep aynı sesler çıktığı sürece, farklı çıkan her ses kesilmek istenecektir, zira bunun da sebebi farklı çıkan seslerin azınlıkta olmasıdır. eğer toplumda farklı çıkan seslerin sayısı fazla olursa, herkes kendi öz benliği ile kendisinin özelliklerini ortaya koyarsa, işte o zaman farklılıklar içerisinde olan bir toplumda, herkesin de farklılıklara karşı olan "ses kesme" hissi azalacak, farklı çıkan sesleri normal sesler gibi duymaya devam edecektir.
yani aslında, burada anlattığım şeyin de temeli, monologyada bolca zaman geçirmekten geçiyor, zira monologyada kendi kendimizle zaman geçirmeyip, direkt olarak diyalog halinde diğer insanlarla iletişim kurduğumuzda, daha kendimizi tanımamış oluyoruz, kendimizi tanımadığımızdan dolayı da haliyle kendimizi, benliğimizi ortaya koyamıyoruz, bunlar da bir şekilde bizde bastırılan duygular olarak ortaya çıkıyor, belki de bu bizi zamanla psikolojik bunalımlara kadar da itebiliyor.
ama eğer ki kendimizi tanırsak, daha sağlıklı bir ruh ile toplumdaki yerimizi alabiliriz. yani buradan da, aslında monologyada çokça zaman geçirmenin psikolojik anlamda da ruhumuza iyi gelebileceği anlamını rahatlıkla çıkarabiliriz.
sonuç olarak toplumu oluşturan bizleriz, ben, sen o. bizler oluşturuyoruz toplumu. toplumun her bir parçasının aslında toplum için çokça önemi var. toplumun her bir azası, monologyada zaman geçirdikçe, kendini daha çok tanıyacak ve daha sağlıklı bir psikoloji ile toplum içerisindeki yerini alacak.
sağlıklı bir ruha, psikolojiye ve kendimizi tanıma erdemine erişmek istiyorsanız, sizleri monologyada kendinizle daha çok zaman geçirmeye davet ediyorum.
(erdem sözcüğüne dair hemen TDK'den anlamına bakalım, eminim ki biliyoruz, ancak anlamını bir de tam olarak görmüş, okumuş olalım.
1. isim Ahlakın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet:
"Spor, alçak gönüllülük gibi bir erdem aşılar sporcuya." - Necati Cumalı
2. isim, felsefe İnsanın ruhsal olgunluğu.
evet, anlamı bu kadar.)
daha erdemli bireyler olabilmek adına, monologyada, sağlıklı yaşam diliyorum.
1. isim Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre:
"Ahlak düzelmeden hiçbir şey düzelmez." - Çetin Altan
2. isim Huylar:
"Bu şoförler hepinizin ahlakını bozdu." - Memduh Şevket Esendal
şimdi de biraz ahlak üzerine konuşalım. ahlak kelimesinin Türkçe Sözlük içerisinde yer alan ilk anlamına değineceğim sadece.
"bir toplum içinde" daha ilk kısımdan anlıyoruz ki, topluma göre ahlak kuralları da değişiyor. yani biz diyelim ki a ülkesindeyiz. bir diğer yanımızda ise b ülkesi var. a ülkesindeki ahlaksızlık kavramı b ülkesinde ahlaksız olmaz iken; b ülkesindeki ahlaksızlık kavramı da a ülkesinde ahlaksız olmayabilir.
bunu kim belirliyordu, toplum. peki ahlak yapısının daha dar kalıplar içinde bulunması, toplumun anlayış kavramının daha az olduğunu mu ortaya koyar, benim düşünce yapımı sorarsanız evet.
çünkü, ancak okuyarak, öğrenerek, görerek farklı görüşleri ve davranış biçimlerini anlamlandırır, bu sayede de ahlak kavramını daha geniş bir çerçevede tutarız.
soru soru, adım adım gidelim bu konu da. çünkü ahlak kavramı oldukça önemli, detay gerektiren bir konudur.
soru bir: yapılan eylemin ahlak dışı eylem olduğu kanaatine nasıl varılır?
cevap: yapılan eyleme dair bilgi yetersizliği bulunması halinde, eylem bu kişide belli bir anlam oluşturmaz. bu eylem, eyleme tanık olan yahut eylemi duyan kişinin beyninde bir yer bulamaz. ülkemizde bu konuya dair bir somut örnek vermek gerekirse; eş cinselliğe dair bilgisi olmayan biri, iki kadın yahut iki erkeğin birbiri ile cinsel ilişkiye girmesini anlamlandıramaz, bununla da kalmayıp bunu ahlaksız bir eylem olarak nitelendirir. ancak buna dair bilgisi olsa, öğrenmiş olsa, homoseksüel bireylerin de cinsel birleşmesinin heteroseksüel bireylerden bir farkının olmadığını anlayacaktır.
ilk soruyu anlamlandırdık diye düşünüyorum, gayet somut bir örnekle de açıklandı. ahlaksızlık kavramının oluşumu tam da böyledir işte, yani bir ülkede ahlak kurallarının saymakla bitmemesi, o ülkenin medeniyetinin muasır medeniyetlerde olduğunu göstermez, aksine o ülkenin birçok noktada henüz değişime alışık olmadığı, güncelliği yakalayamadığına en açık delil olacaktır. elbette bunun istisnaları da vardır, her zaman istisnaları hariç tutuyorum. sorulara devam ediyorum.
soru iki: yapılan eylemin yahut eylemlerin anlamlandırılması, ahlaki yapıya uygun sunulması, neleri değiştirir?
cevap: belki de ülkelerdeki en temel problem bu ahlak yapsına dair olan problemdir. örnek vermek gerekirse, bir kadının açık giyindiğinde o kadına ahlaksız yaftası yapıştırılması, hatta bu durumlardaki kadınların tacize uğramalarının tacizciyi meşru duruma getirmesini de engelleyecektir. tabii bu durum sadece kadın cinayetleri için de değil, LGBTi+ bireyleri için de aynı şekilde. eğer ki bu doğrultuda halka gerekli eğitim verilse, inanın 7'den 70'e bu konuda insanlara eğitim verilse, bir kadının açık giyinip-giyinmemesinin, onun kendi özgürlüğü olduğu anlatılsa, LGBTi+ bireylerinin, cinselliğe dair yönelimlerine dair halkın her tabakasına, onların anlayacağı dilden bilgilendirmeler yapılsa, eğitimler sunulsa, inanın o zaman kimse hakkını aramak zorunda kalmaz. zira, gerçekten özgürlüğünü savunan hiçbir insan zannetmiyorum ki, keyfinden twitter'da tweetler göndersin yahut sloganlar bağırsın. herkes bir şekilde daha güzel bir ülkede yaşamak uğruna çaba halinde. bu tür sloganların, çabaların hepsi de inanın ahlak kavramının yeterli miktarda geniş duruma gelmemesi. işte eğer ahlak kavramının gelişimi için gerekli eğitim çabaları yapılırsa, ülkede kaos ortamı azalır, daha sağlıklı, daha çok refaha ermiş bir ortam oluşmuş olur.
yani buradan çıkarılacak en net sonuçlardan biri de şu ki, "kaosun temelinde dahi ahlak kavramının gelişmiş olmama durumu vardır."
soru üç: peki, yapılan eylemlerin aslında ahlaksız eylemler olmadığı, insanın yaşamının doğalında eylemler olduğu her yaş grubu tarafından anlaşılabilir mi?
cevap: elbette ki herkesin anlayış durumu aynı değildir. zira bir insana bir durumun ne kadar mantıklı olduğunu anlatırsanız anlatın, belli, değişmez kalıpları var ise, yapılan eylemin mantıklı, ahlaka uygun bir eylem olduğunu anlaması oldukça zor olacaktır.
ahlak kavramı çokça uzun, çokça yoğun ve her şeyin temeli olan bir konu, bu bir bölümdü, bir bölüm daha yapacağım, eğer yetmez ise, öncelikle de kendimi tatmin etmez ise bir bölüm daha hazırlayacağım.
daha ahlaklı günlere mi desek, bilemiyorum, zira ahlak kavramı biraz da eğitim durumumuza göre değişmekte. ahlaktan da ziyade, daha anlayışlı günlere.
yayınevlerinin olmayan yayın politikası
"... şiir dosyası kabul etmiyoruz."
tercümesi: v1 "edebiyatla ilgili değiliz, biz para istiyoruz."
v2 "şiir yazan kişi en az başka bir edebiyat türü ile de ilgilenmeli."
v3 "şair olma kavramına dair bir bilgimiz yok."
bu tür yayınevlerine dair, bilinen
yanlış: edebiyat müdavimleri
doğru: para müdavimleri
eserden çok altındaki isme,
kaliteden çok paraya önem veren
acınası durumdaki yayınevlerimiz.
ülkedeki edebiyatımızın,
gelişememesi,
çok yönlü olamaması,
kaliteyi gerçek anlamda sunamamasının,
en büyük suçlusu sizlerin,
paraya odaklı yayın politikanız.
sizlere yöneltmek istediğim
en önemli soru
yıllardır bu ülkede hiç mi kaliteyi sunan
yeni şairler ortaya çıkmıyor?
yoksa siz kaliteyi tetkik edemeyen,
zamanında kaliteyi sunmuş olan
birkaç şairin arkasına sığındığınız yerden
Kaybetmek istemediğiniz paraları mı saklıyorsunuz?
-ki evet gerçekten hatırı sayılır şairlerimiz var.
-ki Ali Lidar şiirlerine bağımlı biriyim ben.
evet,
bu ülke muazzam şairler çıkardı,
ama sizin politikalarınız yeni şairlere asla izin vermiyor.
hadi artık
yalnızca iş insanı olup,
para kaygısına düşmeden,
kaliteyi destekleyin
ve
gerçek edebiyatı sunmaya başlayın.